Yazı Detayı
19 Haziran 2019 - Çarşamba 12:21 Bu yazı 605 kez okundu
 
TBMM TÜRK ORDUSUNUN KURULUŞU VE KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI
SUAT ARIK
ariksuat9@gmail.com
 
 

 

TBMM TÜRK ORDUSUNUN KURULUŞU VE KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI

 

 

Millet egemenliğini kullanma hakkına sahip çıkan Meclis, amacını gerçekleştirirken kalıcı ve artık kaldırılması mümkün olmayan kararlar vermekteydi. İstanbul Hükümeti’nin düşmanca davranışları, Meclis’i sindirmek yerine, Meclis’in yetkilerine daha da bilinçle sarılmasını sağlıyordu. Bu bilinçle kalıcı bir devlet düzeni kurmak için adımlar hızla atılmaktaydı.

 

Damat Ferit hükümetlerinin İngilizlerle işbirliği yaparak, uzun savaş yıllarının yorgunluğunu taşıyan halka yaptıkları Milli Mücadele aleyhindeki yoğun propagandaları, TBMM Hükümetini bir hayli sıkıntıya sokmuş ve TBMM hükümetine karşı ayaklanmalara yol açmıştı.

 

Saf vatandaşları ayaklanma yoluna iten nedenlerin başında İngilizlerin ülke çapında yapmaya çalıştığı propagandalardı. İngilizlerin amacı, boğazları ellerinde tutabilmek için ileride Anadolu’da kurulabilecek bir devletten gelmesi mümkün tehditleri önleyecek tedbirleri almaktı. Bu nedenle Marmara’nın doğusunda iki tampon bölgeye ihtiyaç vardı. Biga ve Gönen dolayları ile Düzce ve Hendek bölgelerinde yaşayan saltanata bağlı halk, insafsızca kışkırtıldı ve bu bölgelerin halkı TBMM Hükümetine karşı ayaklandı. Doğu’da kurulması düşünülen Ermeni ve Kürt devletlerinin doğmasını kolaylaştırmak için oralardaki vatandaşlar da İngilizler ve Fransızların öncülüğünde kışkırtılmışlardı.

 

Orta Anadolu halkı da dinsel duyguları İstanbul Hükümetince kötüye kullanılarak ayaklanmaya sürüklenmişti. Doğu Karadeniz’deki Rumların ise ayaklanması doğaldı. Çünkü Batı Anadolu Yunanlılarca işgal ediliyordu. Onlar da şüphesiz Rum Pontus devletini kurabilmek için bu işgalden cesaret almışlardı. Mustafa Kemal Paşa, düşman karşısında savunmanın zayıflatılması pahasına iç cephede ayaklanma çıkaranların temizlenmesi yolunda üstün bir çaba harcayarak yok etmiş ve asıl düşmanla savaşa başlamıştır. Ayaklanmalar yeni devletin zaten sınırlı olan gücünü çok yıpratmıştı. Bu ayaklanmaların bastırılmasında gösterilen olağanüstü çabalar gerçekten büyük başarıdır.

 

TBMM kurulduktan sonra, alınan kararlar, çıkarılan yasaların yanında, Yunan tehlikesine karşı yeni ordunun oluşturulması uğrunda yapılan fedakârlıklar hayranlıkla ve gururla bahsedilmeye değerdir. 22 Haziran 1920’de Yunanlılar, Ege Bölgesi’nde o güne kadar ulaştıkları çizgiyi aşıp çok geniş kapsamlı saldırı yapmaktaydılar. TBMM’nin açılması ile Anlaşma Devletleri ve Yunanlılar kesin bir sonuç için ilerlemekteydiler. TBMM açılmadan kısa bir süre önce San Remo’da toplanan bu devletler, Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak barışın esaslarını belirlemişlerdi. TBMM, konferansta alınan kararları görüşmüş ve böyle bir barışın hiçbir şekilde imzalanmayacağını duyurmuştu.

 

Anlaşma Devletleri ve Yunanlılar TBMM’nin sesini kesmek ve yok etmek için askeri yollara başvurmuştu. Yapılan saldırı planı ile Türk milletine direnmenin bir işe yaramayacağını gösterme amacındaydılar. Eğer Türkler barışı kabul ederlerse huzur gelecekti. TBMM’nin otoritesi ve saygınlığı da bu şekilde yıkılacaktı. İşgal devletleri propagandalarını bu şekilde yürütmekteydiler ve içimizdeki mandacılarda bu propagandaya inanmaktaydılar.

 

İngilizlerin büyük desteği ile amaçlarını gerçekleştirmek için saldırıyı hızla geliştiren Yunanlılar, üstün ve disiplinli birliklerle saldırı gerçekleştiriyorlardı. Bilindiği gibi, Yunanlılar, İngiltere, Fransa ve Amerika'dan aldığı destekle 15 Mayıs 1919'da İzmir’i işgal etmiş, işgali zamanla genişleterek Batı Anadolu'nun içlerine doğru ilerlemiş, Ankara'yı tehdit eder hale gelmişti. Yunanlılara karşı mücadele eden Kuvayı Milliye birlikleri yetersiz kalmaktaydı. 24 Haziran’da Alaşehir işgal edilmiş, Ege’deki bu saldırı kısa bir süre sonra kuzeyde, 30 Haziran’da Balıkesir, 8 Temmuz’da Bursa işgal edilmişti. Aydın, Nazilli, Uşak, Demirci üzerinden İznik’in batısından Marmara Denizi’ne varan uzun bir hattı ele geçirmişlerdi. İstanbul ve çevresi dışında Doğu Trakya’nın da 1920 yılı yaz ayı bitmeden işgali tamamlanmıştı. İstanbul’un işgal edilmeme sebebi, Osmanlı başkenti Anlaşma Devletlerince 16 Mart 1920’den beri zaten işgal atında idi.

 

Yunanlılar belli bir süre Batı Anadolu’da beklemiş ve bu sırada büyük saldırı hazırlıklarını yapmışlardı. Yunan saldırısı başlamadan önce, Kuvayı Milliye birlikleri TBMM Hükümeti’nin Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmıştı. Yunanlılara karşı yapılan mücadelenin başlarındaki başarısızlıklar karşısında büyük tartışmalar ve suçlamalar yapılmaktaydı. Bu suçlamalar Mustafa Kemal Paşa’ya kadar uzanmaktaydı. Oysa Mondros Ateşkes Anlaşması ile neredeyse bütün birlikler terhis edilmiş, ordunun silah ve cephanesine de el konulmuştu. Mücadele eden birlik çok az kalmış, Kuvayı Milliye birlikleri ise askeri disiplini olmayan vatanseverlerden oluşmaktaydı. Askerlik bilmeyen milletvekillerine bunları açıklamak ve bu nedenle başarısızlık olduğunu anlatmak için Mustafa Kemal Paşa Meclis’te defalarca konuşmuştu. Bu şartlarda yeni bir ordunun kurulması gerektiğine Meclis’i iknaya çalışmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa, Kuvayı Milliye birliklerinin düzen altına alınması için Havza’dan beri bazı önlemler alsa da bu tedbirler yeterli gelmemiş, Sivas Kongresi’nde Batı Anadolu Umum Kuvayı Milliye Komutanlığı’na Ali Fuat Paşa’nın atanmasını sağladı. Güney Cephesi’ni düzene koymak amacıyla Kılıç Ali Bey bu bölgeye gönderildi. Ancak Urfa’da, Antep’te, Adana’da ve Ege’de kahramanca mücadele veren Kuvayı Milliye güçleriyle işgalci güçleri yurttan atmak, milli bağımsızlığı sağlamak mümkün gözükmüyordu.

 

Anadolu’da direniş harekâtı güçlendikçe, bu direnişi kırmak için Padişah’ın askerliği kaldırdığını belirten propagandaların yapılması Kuvayı Milliye’ye duyulan ihtiyacı arttırıyordu. TBMM’nin açılması ile yeni bir devletin temelleri atılmıştı. İlk amacı vatanın kurtuluşu olan ve savaş içinde doğan bu devletin ordusu kurulmalıydı. Erzurum’da bulunan 15. Kolordu’dan başka düzenli birlik kalmamıştı. TBMM Hükümeti kurulur kurulmaz Milli Savunma ve Genel Kurmay işlerini düzenlemeye başlamış, bu yolla Kuvayı Milliye birliklerine bir ölçüde düzen verebilmişti. Mustafa Kemal Paşa, başarısızlığın düzenli ordu eksikliğinden kaynaklandığını milletvekillerine uzun uzun anlatmış ve sonunda başarı için ordunun kurulmasına ikna etmişti.

 

Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda yayımladığı bildirilerle Türk halkını savaşa çağırıyor ve kurulacak orduya katılma durumu olan askerlere cesaret ve inanç aşılıyordu. Büyük Yunan saldırısına karşı bu yönden olumlu bir etkide bulunmuştu. Ancak saldırının olumsuz etkileri de çoktu. Saldırı ile Yunanlılar, çok kısa sürede büyük bölgeleri ele geçirmiş ve direnmenin boşuna olduğunu ileri sürenlere hak verenlerin artmasını sağlamıştı. Saldırının çok kolay gelişmesi İngiliz ve Yunan Hükümetlerini umutlandırıyordu. Amaçlarına ulaşacaklarına inanıyorlardı. Mustafa Kemal Paşa, hızla ordunun kurulması için çalışmaya başlamış, askere alma işlemlerine başlanarak boş er kadroları doldurulmaya başlanmıştı. Yeni oluşturulan birlikler, eğitime alındıktan sonra batıya gönderiliyordu. Batı Cephesi, yeni oluşturulan birliklerle yeniden düzenlenmekteydi. Çerkez Ethem’in “Kuvayı Seyyar” birliği dışındaki tüm Kuvayı Milliye birlikleri ya orduya alındı ya da başka hizmetlerde görevlendirildi. Doğu’da 15. Kolordu Ermenilere, Güneydoğu’da ise Kuvayı Milliye Fransızlara karşı kahramanca mücadele ediyordu.

 

Askerlik sanatında Türk milleti, ordu kurma ve yönetmede en ileri toplum olarak tarihte yerini almıştır. Türk ordusunun kökenleri M.Ö. 209 yıllarına kadar dayanmaktadır. Kurtuluş Savaşı öncesi Kuvayı Milliye’nin doğması Türk’ün tarihsel kökenine ve bağımsızlık ruhuna dayanmaktadır. Bu olumlu avantajın yanında Kuvayı Milliye birliklerinin disiplin altına alınması gerekliydi. Ordu, 1920 yılı yaz aylarında sağlam temellere dayandırılmaya başlanmıştı. TBMM ile kurulan ve doğrudan doğruya Türk milletine dayanan TBMM hükümeti emri altında “Türk Ordusu” yeniden örgütlenmeye başlamıştı. Türk Ordusu artık gücünü, Türk milletinin kendisinden almaktaydı.

 

Kurtuluş savaşı sırasında Türk toplumunda; Osmanlı Devleti’nde I. Dünya Savaşı’nın gerektirdiği askeri teknolojiyi, basit savaş ihtiyaçlarını giderecek sanayi kuruluşları yoktu. Zaten Osmanlı’yı savaşlarda bitiren en önemli sebeplerden biri buydu. Savaş için gerekli ihtiyaçlar başka devletlerden sağlanmaktaydı. Halk ilkokul eğitiminden bile geçmemişti. Okur-yazar oranı akla ziyan derecede düşüktü. Yurtta ekonomik etkinlik yok denebilirdi. Ulaşım, büyük ölçüde yabancıların yapıp işlettiği birkaç bin kilometrelik, çoğu Batı Anadolu’da bulunan demiryolları ile sağlanıyordu. Karayolu, modern ihtiyaçlara göre düzenlenmemişti. Sağlıkta ise durum içler acısıydı. Tüm yurtta birkaç hastane dışında hastane bulunmuyordu. Tanzimat döneminden bu yana iyi yetişmiş üst düzey bürokratlar, öğretmenler ve iyi eğitim almış subaylar ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. O dönem koca Osmanlı’da sadece tek bir üniversite vardı. Batı üniversitelerinin, yüzlerce yıllık geçmişini ve sayısını düşündüğümüzde bu durumumuzun içimizi sızlatması doğaldır.

 

Bu olumsuzluklara ek olarak; yeni yetişen aydın meslek adamları toplumda yeni roller üstlenmeye henüz başlamışken, Trablusgarp, Balkan Savaşları ile bu aydınlar subay olarak askere alınmıştı. Daha sonra I. Dünya Savaşı ile bu aydın kadrolar kıyıma uğramıştı. Sadece Çanakkale Savaşı’nda aydın kuşağımızın büyük bir kısmı yok olmuştu. Yine de iyi yetişmiş, usta subay kadroları mevcuttu. Savaş tekniklerini yıllarca yapılan savaşlarda deneyim kazanarak elde etmişlerdi. Ordu ne demek, nasıl kurulur ve yaşatılır, nasıl yönetilir biliyorlardı. İşte iyi yetişmiş Mustafa Kemal Paşa ve bu subayların üstün özellikleri her açıdan zayıf kaynakların, olanaksızlıkların arasında ayrı bir yeri vardı. Osmanlı Devleti bu şartlarda, I. Dünya Savaşı’nı kazananlar tarafından işgal edilmişti.

 

Halk savaşlardan yorulmuştu. Halkın milli duygularını ortaya çıkarmak için, özellikle yiğit ve vatansever pek çok din adamı gönüllü olarak rol almıştı. Bu din adamları, İstanbul Hükümeti’nin kışkırttığı meslektaşlarıyla mücadele ederek halkı ulusal davaya inandırmaya çalışıyorlardı. Yunanlıların akıllara durgunluk veren vahşetleri de, halkın orduya katılımını attırmıştı. Ulusal ordumuzun kurulmaya başlanması ile TBMM askere alma işlemlerini önlemler alarak hızlandırmış; “İstiklal Mahkemeleri” yoluyla Türk milletine ihanet eden, başıboş ve halkı olumsuz etkileyen kişileri yola getirmişti.

 

TBMM’nin askeri ihtiyaçları karşılaması için paraya ihtiyacı vardı. Neredeyse hiç para yoktu. Yeni vergiler konmuş, gönüllü bağışlarla paralar toplanmıştı. Zaman zaman bankaların elinde bulunan paralar da alınmıştı. Kurtuluş Savaşı’nda ilk başarılar böylelikle sağlanmıştı. Başarılar elde edilmeye başlanınca, o tarihlerde bazı devletlerden borç paralar alınmıştı. Yurt dışındaki Müslümanlardan özellikle Hindistan Müslümanları önemli miktarlarda para göndermişlerdi. Şu unutulmamalıdır; ilk elde edilen başarılar Türk halkının akla durgunluk veren destansı özverilerinin eseridir. Bu başarılar elde edildikten sonra borç para ve yardımlar gelmeye başlamıştır.

 

Ordunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla Tekâlif-i Milliye (Milli Fedakârlık) Emirleri ile herkes elinden geleni fazlasıyla yapmaktaydı. Askerlik hayatı boyunca biriktirdiği 800 lirayı Milli Mücadele için harcayan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, “Harp ve muharebe yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün mevcudiyetleri ile karşı karşıya gelmesidir.” diyerek herkesi fedakârlığa davet etmişti. Halktan malzeme toplanması özellikle Sakarya Savaşı sırasında destansıdır. Savaşın zorunluluğuna ve bağımsızlığın kazanılacağına inanan Türk halkı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın istediği malzeme verme yükümlülüğünü kat ve kat fazlasıyla yerine getirmekteydi. Mustafa Kemal Paşa’nın “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” sözüyle Anadolu'da başlayan seferberlik, Türk Milletinin fedakârlık destanına dönüşmüştü.

 

Milli Fedakârlık Emirleri ile tüccarlardaki ve her evdeki yiyeceklerin yüzde 40'ı, ayrıca ordunun ihtiyaç duyduğu eşyalar talep edildi. Her haneden 1 takım çamaşır, 1 çift çarık ve 1 çift çorap da istendi. Fakirler, Milli Fedakârlık Emirleri kapsamı dışında tutuldu, ancak yoksul Anadolu insanı da neyi varsa ordusuyla paylaştı. TBMM'nin aldığı ilk kararlardan biri milletvekillerinin maaşlarından 10'ar lira kesinti yapılması oldu. Toplanan 2 bin 630 lira ile cephedeki erlerin moralini yükseltecek hediyeler ve kışlık kıyafetler alınmıştı. Bir diğer tasarruf önlemi memurlara yönelikti. Gereksiz soba yakılmasını ve hava karardıktan sonra gaz lambası kullanılmasını önlemek amacıyla mesai saatleri değiştirildi, öğle yemeği kaldırıldı.

 

Türk Ordusu savaşırken, savaşan askerin diri tutulması için özellikle kadın kuruluşları büyük çabalar harcıyorlardı. Diyebiliriz ki, Türk kadınları bugün dahi düşünemeyeceğimiz kent, kasabalarda dernekler kurmuş mitingler düzenleyerek halkın sesini duyurma, askerlerin teçhizat ve kıyafet ihtiyaçlarını giderme, askeri hastanelerde çalışmış, askeri malzeme kıyafet atölyelerinde çalışmış, cepheye mermi mühimmat taşımış ve cephede savaşarak Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında büyük rol üstlenmişti.

 

Birinci İnönü Savaşı'nda 15 bin Mehmetçikten, sayıca 2 kat fazla Yunan askeriyle çarpıştığı cepheyi gezen milletvekili Muhittin Baha (Pars) gördüklerini, “Her adımda küçük yaşta yavrularımıza rastladım. Babasının yanında çarpışan 12 yaşındaki çocuğu görünce gözlerim yaşardı.” sözleriyle özetlemişti. Analar diyarı Anadolu'nun cefakâr anaları, bacıları, bir yandan eşlerini ve oğullarını şehit olmaya uğurlarken, diğer yandan yiyecek son lokmalarını Mehmetçik ile paylaşmış, cepheye taşıdığı silahlar soğuktan ya da yağmurdan zarar görmesin diye üzerindeki giysiyi çıkarıp örtmüştür.

 

70'nci Alay Komutanı Hafız Halit Bey, verem yüzünden eşini kaybetmişti, 12 yaşındaki çocuğuna bakacak kimsesi yoktu. Kızı Nezahat'ı da alıp askerlerine komutanlık etti. Nezahat Onbaşı, Kurtuluş Savaşı boyunca babasıyla o cepheden diğerine koştu. Ve TBMM ilk İstiklal Madalyasını Nebahat Onbaşı’ya verdi.

 

Şerife Bacı, Kurtuluş Savaşı'nda yaşlı kadın ve erkekler ile birlikte İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken kış şartları nedeniyle Aralık 1921'de donarak şehit olmuştu... Cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarmış donmaması için bebeğine sarılmıştı...

 

Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi tıraş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Mühimmat taşımada birçok görev yaptı. Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı. Bir keresinde İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastladı. Ancak rastladığı kişinin O olduğunu bilmiyordu Mustafa Kemal Paşa “Sen üşüyor musun böyle?” diye sordu. “Bey, 100 bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” demişti.

 

Makbule Hanım, daha bir yıllık evli iken eşinin yanında Milli Mücadele'ye katılmıştır. 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusunun İzmir'i işgaliyle, Batı Anadolu'yu işgale başlaması sonucu 7 Kasım 1921'de kocası Halil Efe ile Kuvayı Milliye milis kuvvetlerine katıldı. Yunan kuvvetleriyle çıkan çatışmalarda bulundu. Yunanlar Sakarya Muharebesi'ni kaybederek Afyon mevzilerine çekildiklerinde, bir taraftan da Halil Efe'nin Gördes-Sındırgı-Akhisar bölgesinde faaliyet gösteren çetesinin saldırıları ile karşılaşıyorlardı. Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olmuştu.

 

Emir Ayşe, Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış ve Yörük Ali Efe’ye katılmıştı. Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlarla savaşmıştı. Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı’nda, Emir Ayşe’nin de aralarında bulunduğu kahramanlara İstiklal Madalyası takmıştı. “Savaştım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyası'dır” demişti.

 

Adanalı Rahmiye Hanım, savaşın ilk zamanlarındaki görevleri keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktı ve bu görevlerini kahramanlıkla gerçekleştiriyordu. Daha sonra kendisi de çarpışmalara katılmıştır. Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada Türk askerlerinde yorgunluk ve korku sebepleriyle bir duraksama olunca, “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” demiş ve askerlerin toparlanmasını sağlamıştır. Aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştu.

 

Halide Edip, İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatipti. Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal Paşa’nın yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen onbaşı rütbesi alarak savaş kahramanı olmuştu. Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu Ajansı'nın kurulmasında rol alıp gazetecilik yapmıştı.

 

Ve daha nice Türk Kadını… Ruhları Şad Olsun…

 

Türk milletinin varıyla yoğuyla oluşturduğu, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki “Türk Ordusu” kendisinden kat ve kat güçlü düşmanı bozguna uğrattı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile 30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruzla, Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922'de Türk ulusunun kaderini değiştiren emrini verir, "ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ'DİR. İLERİ!” Bu emirle, Türk ordusu yıldırım hızıyla ilerleyerek büyük bir zafere imza atmıştı.

 

Yunan ordusu Başkomutanı General Nikolaos Trikupis ve kurmayları ile 6000 asker, 2 Eylül de Uşak'ta Türk birlikleri tarafından esir alınmıştı. Türk ordusu, 15 günde 450 kilometre mesafe kat ederek 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e giriş yaptı. Yüzbaşı Şerafettin Bey Hükumet Konağına, 5. Süvari Tümenin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadifekale'ye Türk bayrağını çektiler.

 

Büyük Taarruzun ardından Yunanlıların Anadolu’daki son günleri şu sözlerle ifade edilecekti: "Yunan ordusunu bekleyen bozgun, Armageddon savaşı boyutlarında idi. Dört gün içinde bütün Yunan Küçük Asya Ordusu ya yok edildi ya da denize döküldü..."

 Anadolu'nun kaderini değiştiren, Türk Milleti'ne hürriyet, bağımsızlık ve istikbalini kazandıran Kurtuluş Savaşı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin hangi şartlarda kazanıldığını, yoklukların ve imkânsızlıkların içinde Türk Ordusu’nun kurulup nasıl bir kahramanlık destanını yazıldığını hem günümüz nesillerinin hem de gelecek nesillerin iyi bilmesinin sağlanması ve içselleştirilmesi bizlerin görevidir.

 

Bu devlet kolay kurulmadı, istiklal kolay kazanılmadı ve Mustafa Kemal Paşa Atatürk önderliğinde Türk milleti modern tam bağımsız bir devleti yokluk içinde kurup bizlere emanet etti diyorsak, camilerimizde ezan okuyabiliyorsak, 23 Nisanları, 19 Mayısları, 29 Ekimleri ve 30 Ağustosları “bayram” olarak kutluyorsak, atalarımızın kahramanlıkları ve fedakârlıkları sayesinde!

 

Yunanlıları, denize dökerek vatanımızdan söküp atan, KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI’nı yazan; MUSTAFA KEMAL PAŞA ve “TÜRK ORDUSU” Var Olsun…

 

YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA!

 

 

 

Suat Arık Yazıları Atatürkçü Medya’da…

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Etiketler: TBMM, TÜRK, ORDUSUNUN, KURULUŞU, VE, KURTULUŞ, SAVAŞI, DESTANI,
Yorumlar
Haber Yazılımı