Yazı Detayı
01 Mayıs 2019 - Çarşamba 22:05
 
SON MECLİS-İ MEBUSAN’DAN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NE
SUAT ARIK
ariksuat9@gmail.com
 
 

 

SON MECLİS-İ MEBUSAN’DAN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NE

 

 

 

Sivas Kongresi’nde alınan karar ile milletin temsilcileri Meclis-i Mebusan’ın açılmasına karar vermişti. Heyet-i Temsiliye, Meclis-i Mebusan’ın açılışının öncelikle nerde yapılması gerektiği ve hangi kararların alınacağı üzerinde çalışmalar yapmaktaydı. Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmasının tehlikeli olacağı Salih Paşa tarafından belirtilmiş ve bunu Heyet-i Temsiliye’ye kabul ettirmişti. Ancak bu kararı İstanbul’da hükümete onaylattıramamıştı.

 

 

İstanbul dışında toplanacak Meclis-i Mebusan ile padişah arasında kopukluk olacağı endişesi hâkimdi. Bu durumda Meclis-i Mebusan, padişahın etkisinden çıkabilir ve Heyet-i Temsiliye’nin istediği kararlar çıkabilirdi. Bun nedenle meclisin İstanbul dışında toplanmasını istememişlerdir. Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya gelmeden önce Sivas’ta komutanlarla yaptığı toplantıda en yakın silah arkadaşlarından bazıları bile Meclis’in İstanbul’da toplanması yönünde fikirlerini belirtmişlerdi. Bu şekilde düşünmeleri muhtemel olarak padişahsız bir meclis düşünememelerinden kaynaklanmakta idi. Sonuç olarak Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmasına karar verilir.

 

 

Mustafa Kemal Paşa, Salih Paşa ile yapmış olduğu görüşmede bu konuyu değerlendirmişlerdi. İstanbul’da Meclis-i Mebusan’nın toplanmasının tehlikeli olacağı konusunda aynı fikirdeydiler. Mustafa Kemal Paşa, haklı çıkacağını biliyordu. Ancak mecliste alınacak kararların kendi istediği gibi amacına ulaşacağı bir zemin hazırlayabileceği düşüncesiyle tartışmayı noktalamış verilen kararı kabul etmişti. Bu sırada Meclis-i Mebusan seçimleri yapılmakta idi. Mustafa Kemal Paşa’da Erzurum milletvekili seçilmişti.

 

 

Bu arada Heyet-i Temsiliye’nin üzerinde durduğu diğer konu ise, Mecliste hangi sorunlar görüşülecekti ve ne yönde kararlar alınacağıydı. Mustafa Kemal Paşa, konu üzerinde yoğun çalışmıştı ancak milletvekili seçilmesine rağmen İstanbul’a gitmesi mümkün değildi. Hükümet müdahale etmese bile İngilizlerin tutuklanacaklar listesindeydi. Mutlaka tutuklanıp, en hafifi ile Malta’ya sürülmesi planlanmıştı.

 

 

Seçilen milletvekillerinin Ankara’ya uğramasını Heyet-i Temsiliye istemiş ve özellikle Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin adayı olup seçimi kazanan ve ulusal davaya yakın olan milletvekilleri Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüşlerdi. Buna göre Meclis-i Mebusan’da bir “Müdafaa-i Hukuk Gurubu” oluşturulacak ve Başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçilecekti. Anlaşma devletleri seçimlerin yapılmasına ve meclisin toplanmasına müdahele etmemişlerdi. Çünkü nasılsa savaştan bunalan millet temsilcilerinin padişahın istediği yönde kararlar alınacağını düşünmüşlerdi.

 

 

12 Ocak 1920 günü son Osmanlı Parlamentosu toplanır ve İstanbul’daki Türkler coşku ile karşılarlar. Sonra ki gün 150 bin kişilik miting yapılır, gösteriler düzenlenir. Halk meclisten adil ve kalıcı bir barışın yapılması için önemli kararların çıkacağı umudunu taşıyordu. Bu olumlu tepkiler ne yazık ki Meclis üyelerinin çoğunluğuna yansımıştı. Milletvekilleri kuşku, kaygı ve korku içindeydiler. Yüzlerce yıl bağlı kalınan padişah iradesini çiğnememek, Anlaşma Devletlerini ürkütmemek için kendilerince dengeli bir tutum izlemek istemişlerdi. Aksi takdirde meclis dağıtılır ve kendi başlarına da büyük felaketler geleceği düşüncesi hâkimdi.

 

 

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin gösterdiği adaylar arasından milletvekili seçilenlerin büyük çoğunluğu yürekli ve cevvaldi. Ankara’da aldıkları kararı uygulamak isteğindeydiler. Ama meclisin çoğunluğu bu konuda pek sağlıklı düşünememişlerdi. 28 Ocak 1920 tarihine kadar meclis başkanını seçememiş ve “Müdafaa-i Hukuk Grubu” kurulamamıştı. Ancak 28 Ocak günü, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mensubu milletvekillerinin isteği ile Meclis-i Mebusan gizli bir toplantı ile “Misak-ı Milli”yi kabul etmişti.

 

 

Misak-ı Milli’nin kabul edilmesinden hemen sonra “Müdafaa-i Hukuk Gurubu” yerine “Felah-ı Vatan” kurulmuştu. Meclis başkanlığına ise Reşat Hikmet Bey seçilmişti. Meclis-i Mebusan, esasları Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanan Misak-ı Milli’yi kabulünden sonra Anadolu direnişini anımsatacak tehlikeli adları unutturma eğilimi göstermeye başlamıştı.

 

 

Mustafa Kemal Paşa bu durumu Nutuk’ta şöyle değerlendirmiştir: “bazı çevrelere hoş görünmek arzusu Meclis’e egemen olmuş görünüyor.” Bütün çabalara rağmen Meclis-i Mebusan hakkında kararı İngilizler vermişlerdi bile. Yoğun baskılar devam ederken Ali Rıza Paşa, Misak-ı Milli’nin reddedilmesi gibi dayatmalar sonucunda dayanamayıp 3 Mart 1920’de görevinden ayrılır.

 

 

Beş gün sonra ise daha önce Mustafa Kemal Paşa ile görüşen Salih Paşa, Hükümet başkanlığına atanır. Baskılar Salih Paşa’ya da devam eder. Salih Paşa baskılara göğüs germeye çalışırken, Anlaşma Devletleri Sadrazam Salih Paşa’ya nota verir ve İstanbul’un resmen işgal edeceğini duyurur. 16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal edilir. Aslında 13 Kasım 1918 günü İstanbul’un işgaline başlanmıştı. Çünkü Anlaşma Devletleri donanması İstanbul önünde demirlemişti. Sembolikte olsa karaya birlikler çıkarmışlardı. İstanbul’da karargâh kurmuş ve yönetimi dolaylı olarak denetim altına almışlardı.

 

 

Her yerde İngiliz, Fransız, İtalyan subay ve askerleri görülmekteydi. Hatta Yunan üniformalı askerlerde İstanbul sokaklarında dolaşmaktaydı. İşgalci Anlaşma Devletleri, Mondros Ateşkes Anlaşmasının 7. Maddesi hükmüne istinaden İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal etmişlerdi. 16 Mart 1920 günü İstanbul İşgal edilirken Meclis-i Mebusan temsilcileri padişahı ziyaret etmişlerdi. Padişah, kendisine zorluk çıkaran Meclis’in artık çalışamayacağına sevinir. Yapılan toplantıda Vahdettin, en umutsuz durumda bile milletin kendini kurtarmaktan aciz olduğunu, tek kurtarıcının kendisi olduğunu belirterek, millet iradesini hiç tanımadığını göstermiştir.

 

 

Devletin yıkılışı sırasında bile, bir padişahın kendi milletini nasıl gördüğünü gösteren bu sözleri Vahdettin hayranlarına hatırlatmak lazımdır. Vahdettin: “Bir millet var, koyun sürüsü. Ona bir çoban lazım. O da benim.”

 

 

İstanbul’un işgali ve ardından Meclis-i Mebusan’nın dağıtılması şok etkisi yaratmıştı. İşgal ile İstanbul’daki yönetimden umut besleyenlerin umutları tükenmişti. Pek çok yerde mitingler düzenlendi. Ama artık bu işgal ile Mondros’u imzalayanların ve Mustafa Kemal Paşanın uyarılarını dikkate almamanın ne kadar pahalıya patladığını görmüş oluyorlardı. O güne kadar Mustafa Kemal Paşa’yı eleştirenler, düşman tarafından satın alınmış veya çıkarlarını düşmana bağlamış kişiler dışında olanlar, Ankara’da tek umut ışığının Mustafa Kemal Paşa ve çevresinde bulunanlarda olduğunu anlamışlardı. Anlaşma devletlerine çeşitli ödünler vererek kurtulmayı ve manda altına girmeyi isteyenler ne kadar yanıldıklarını anlamışlardı.

 

 

Artık İstanbul’dan Ankara’ya akın akın umutları kalmamış askerler, yazarlar, eğitimciler, aydın vatandaşlar işgal güçlerinin denetiminden dolayı zorlukla geçebiliyorlardı.

 

 

Mustafa Kemal Paşa İstanbul işgal edilince, 19 Mart 1920’de bir genelge yayınlayarak, parlamentonun artık toplanmasının mümkün olmadığını ve yeni bir parlamentonun kurulması gerektiğini, bunun Ankara’da toplanmasının en uygun olacağını duyurmuştur. Yeniden seçimler yapılacak, yeni seçilen milletvekilleriyle, İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’nın özgürlüklerini kurtaran üyeleri de bu yeni parlamentoya dâhil olabilecekti.

 

 

İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebusan’nın dağıtılması Mustafa Kemal Paşaya yeni bir devletin kurulması gerektiği izlenimini vermiştir. Her zaman millet egemenliğine dayalı bir devletin kurulmasını istemiş, fakat bu zamana kadar bunu gerçekleştirebilecek olanak doğmamaştı. En yakın arkadaşları dahi İstanbul’da Sivas Kongresinden sonra kurulan hükümetin bir şeyler yapabileceğini sanıyorlardı. Ama artık işgal ile bütün umutları tükenmişti.

 

 

Osmanlı Devleti’nin Başkenti işgal edilmişti. Bu durum aslında Osmanlı Devleti’nin sona erdiren bir durumdu. Mustafa Kemal Paşa, dağıtılan meclis yerine yeni bir kurum olacak “Kurucu Meclis” oluşturma çabasındaydı.

 

 

Dünyada o dönemin gerçeği, eğer bir devlet yeni baştan kurulacak ise, bunun için halkın temsilcilerinden oluşan bir meclis seçilir. Bu meclis yeni devletin dayanacağı esasları belirler yani anayasasını yapar. Bu anayasayı işler duruma getirmek için diğer kararları da alırdı. Bu organ “Kurucu Meclis” ve bu meclisteki güç ise kurucu güçtü. Mustafa Kemal Paşa, işte böyle bir meclis kurmak için harekete geçer.

 

 

Bütün zorluklar içinde Heyet-i Temsiliye ve yakın kadrolar yoğun çalışmalar yaparak olağanüstü yetkilere sahip bir meclis için çaba harcıyorlardı. Heyet-i Temsiliye Meclis-i Mebusan üyelerinin milleti temsil niteliklerinin sürdüğü düşüncesindeydiler. Bu düşünce bile padişah iradesinin Heyet-i Temsiliye tarafından tanınmadığını göstermekteydi. Ancak bazı milletvekillerini İngilizler tutuklamıştı. Bunların dışında isteyenler Ankara’da ki meclise milletvekili olarak katılabileceklerdi. Milletvekili olmayan yerlerin seçimleri yapılmış ve bu milletvekilleri de Ankara’ya gelmişlerdi.

 

 

Damat Ferit’in emirlerinden çıkmak istemeyen bazı yöneticilerin, bulundukları yerlerde seçin yaptırmadıkları da görülmüştü. Ankara’da 23 Nisan 1920 tarihine kadar yeterli sayıda milletvekili her türlü olumsuzluğa rağmen toplanmıştı.

 

 

Yeni seçilen milletvekilleri ile son Meclis-i Mebusan üyeleri Nisan 1920 ayı başlarında Ankara’ya ulaşmaları ile barınma sorunları Erkek Öğretmen Okulu kullanılarak giderilmişti. İşte bu meclis üyeleri sıkıntılı günlerde yatılı okul öğrenci koşullarında vatanları için bu kutsal görevleri yerine getirmeye başlamışlardı. Meclis için bina ise Ulus Meydan’ında, 1. Dünya Savaşı sırasında karargâh olarak kullanılan ancak savaşın ağır şartları ile küçük bir yapı olarak bitirilen Numune Mektebi, meclis binası olarak seçilmişti. Bu karar alındığı sırada Ankara’daki sembolik işgal devam ediyordu. Bu binada küçük bir Fransız birliği vardı. Bu birlik 20. Kolordu tarafından Ankara’dan uzaklaştırılmıştır.

 

 

Milletvekillerinin oturacağı sıralar okullardan getirilen öğrenci sıralarıydı, toplantı salonu iki odun sobası ile ısıtılıyordu ve milletvekilleri olumsuz bütün şartlarda canla başla çalışıyorlardı. O dönemi göz önünde bulundurursak bugün meclisimizin mükemmel fiziki şartlarını ve yaşam kalitelerini karşılaştırırsak, bugün millete hizmetlerinin de kalitesini iyi tahlil etmek gerekir.

 

 

Meclis binası ve milletvekillerinin barınma yerleri ve diğer hazırlıklar tamamlanınca, Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal Paşa bir bildiri yayınlar. Bu bildiride, Meclisin “Nisanın 23. Günü Cuma namazından sonra” açılacağı belirtilmişti. Bildiride, o gün yapılacak törenden sonra açılışın nasıl yapılacağı da belirlenmişti.

 

 

23 Nisan 1920 günü Ankara, imkânların verdiği ölçülerde büyük bir şenlik havasına bürünmüş, davullar ve zurnalar eşliğinde halk sevinç içinde coşku ile kutulamalar yapmaktaydılar. Cuma namazından sonra milletvekilleri meclis binasına gelir ve saat 13.45’te toplantıyı en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey açar. Ve Şerif Bey Ulusal Meclisimizi açan kişi olarak Türk tarihinde onurlu yerini alır.

 

 

Yaptığı konuşmanın bir bölümü: “… Ben bu Yüce Meclis’in yaşlı başkanı olarak, Allah’ın yardımı ile milletimizin içte ve dışta bağımsızlığını ele alıp yönetmeye başladığını dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisini açıyorum …”

 

 

Geçici Başkan Şerif Bey’in konuşması önemli öğeler içermektedir. Meclis’in adının bu açılış konuşmasında “Büyük Millet Meclisi” olduğunu belirtmiş ve bu adın önüne 9 ay sonra “Türkiye”  eklenerek “Türkiye Büyük Millet Meclisi” adını almıştır. Böylelikle bir şekilde aslında yeni kurulacak devletin ismi de belirlenmişti.

 

 

Artık 23 Nisan 1920 gününden itibaren, Osmanlı Devleti’nde hiçbir zaman resmi olarak kullanılmayan “Türkiye” ismi de doğmuş oluyordu. Kanun-i Esasi’de dahi “Türkiye” geçmemiştir. Artık Meclis, “Türkiye” ismi ile Türk Milletini temsil eden bir “Kurucu Meclis” yapısına kavuşmuş ve sonsuza kadar sürecek kuşaktan kuşağa şerefle ve onurla devam edecek “Türkiye Büyük Millet Meclisi” doğmuştu.

 

 

Şu önemli noktayı gözden kaçırmamak gerek geçiş dönemi de olsa Kurucu Meclis, “Millet Egemenliğini” bütün güçlerin üzerinde tutmuştur. 24 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal Paşa uzun ve ayrıntılı bir konuşma yapmış, Heyet-i Temsiliye’nin Başkanı olarak artık görevinin bitmiş olduğunu belirtmişti. Tek yetkili ve sorumlu TBMM olmalıydı. Mustafa Kemal Paşa konuşmasının ardından gizli yapılan oturumda önceki oturumda açıklamadığı bazı önemli olayları anlatmıştır. Tekrar açık oturuma geçilir. Başkanlık Divanı oluşturulur. El ile pusulalara yazım şeklinde gerçekleşen gizli oylama da oybirliği ile Mustafa Kemal Paşa, TBMM Başkanı olarak seçilir. Meclis Başkanlığı görevi, “Milli Mücadele” kazanılmasının ardından “Cumhuriyet” ilan edilip Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar devam etmiştir.

 

 

23 Nisan’ın “Milli Bayram” olarak kutlanması; “23 Nisan'ın Milli Bayram Addine Dair Kanun’un” Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışından tam bir yıl sonra 23 Nisan 1921’de kabul edilmesiyle olmuştur. Kanun, 2 Mayıs 1921 ise Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İki maddeden oluşan kanunun birinci maddesinde, "Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk yevmi küşadı olan 23 Nisan günü milli bayramdır."; ikinci maddesinde ise "Tarihi kabulünden muteber olan işbu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur." ifadelerine yer verilmiştir.

 

 

Uluğ Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, çocukları çok sevmesi, çocuklara büyük değer ve önem vermesi nedeniyle de çağının emsalleri arasında eşsiz bir devlet başkanıydı. 23 Nisan 1929’da çocuklara armağan ederek dünyada başka hiçbir ülkede eşi benzeri olmayan asil bir davranış sergilemiştir. 1929 yılından itibaren “Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlayan Milli Bayramımız 23 Nisan, 27 Mayıs 1935 tarihinde çıkarılan Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile "Ulusal Egemenlik Bayramı" adı ile kutlanmaya devam edilmiştir.

 

 

 “Ulusal Egemenlik” sevinç ve gururunu tüm dünya çocuklarına da htirebilmek için, her yıl 23 Nisan'da Türk Cumhuriyetleri ve dünyanın birçok ülkesinden çocuklar düzenlediğimiz kutlamalara katılmaktadır. Uluğ Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu eşsiz bayram diğer bir bakış açısıyla dünya çocuklarının ortak şenliği haline gelmiştir. Türk çocukları da, dünyada özel bayramı olan tek ülkenin çocukları olmanın gururunu yaşamaktadırlar.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında, “Ulusal Egemenliğin” vurgulanması, açılış gününün “Milli Bayram” olarak meclis kararıyla ilanı aslında Uluğ Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun temellerinin atıldığını müjdeleyen işaret fişekleriydi.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı'nı Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başarıyla yöneten kutsal bir kurum olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin her zaman vazgeçilmez temel taşı olmuştur.

 

 

23 Nisan 1920’de Kurucu Meclis’imizin açılmasıyla, Milli Mücadele dönemlerinde meclis kararlarına son derece önem verilmiş ve bütün kararlar mecliste alınmıştır. Yapılan tüm işlemlerde vekillerin bağımsız olması ve gizli oy ilkesine uyularak milletin temsilcilerinin iradesine ipotek konmasının önüne geçilmiştir.

 

 

O dönemin zor şartlarında “Meclis Hükümeti Sistemi” ve “Parlamenter Sistem” ile büyük işler başaran, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, TBMM kurucu üyeleri ve tüm aziz şehitlerimizin ruhları şad mekânları cennet olsun. Türk soyu sizlere minnettardır.

 

 

“Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı var olmalarının yegâne koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”

 

 

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istiklaline, temeli benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”

 

 

Uluğ Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

 

 

 

SUAT ARIK

 
 
 
 
Suat Arık Yazıları Atatürkçü Medya’da…
 
 

 

 
Etiketler: SON, MECLİS-İ, MEBUSAN’DAN, TÜRKİYE, BÜYÜK, MİLLET, MECLİSİ’NE,
Yorumlar
Haber Yazılımı