Yazı Detayı
24 Temmuz 2019 - Çarşamba 21:11 Bu yazı 1001 kez okundu
 
DİPLOMATİK ANIT LOZAN BARIŞI
SUAT ARIK
ariksuat9@gmail.com
 
 

 

DİPLOMATİK ANIT LOZAN BARIŞI

 

 

 

Yeni Türk Devleti: Türkiye Cumhuriyeti, Lozan ile tüm dünyaya varlığını kabul ettirmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun bıraktığı sorunların neredeyse tamamı bu antlaşma ile çözülmüştü. Bağımsızlık ve egemenlik haklarımızı sınırlandırabilecek pürüzler Lozan Barışı ile ortadan kaldırılmıştı. Ermeni iddiaları Lozan ile tarihe gömülmüştü. “Türk Temsilciler Kurulu” tek başına yanında hiçbir devlet olmadan bu kazanımları elde etmişti.

 

Elbette Türkiye, bütün isteklerini Lozan’da kabul ettirememişti. Batı Trakya ile Ege Adaları (Bozcaada ve İmroz dışında) geri alınamadı. Musul ve Hatay sınırlarımız dışında kalmıştı. Boğazlar üzerinde denetim ve savunma hakkımız tam olarak kurulamamıştı. Batı Trakya ve Ege Adaları üzerindeki haklar, Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşları sonunda yapmış olduğu antlaşmalardan dolayı geri alınamamıştı. Devletlerarası hukuka göre bu antlaşmalar geçerliğini korumaktaydı. Buna rağmen “Türk Temsilciler Kurulu” bu konuda da çok direnmişlerdi. Ancak Batı Trakya ve Ege Adalarını alamamışlardı.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Lozan’da çözülemeyen bazı sorunları ilerleyen zamanlarda tek tek ele alarak çözmeye başlamıştı. Boğazlar ile ilgili haklarımızı almayı ve tek hâkimi olmamızı 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile çözmüştü. Yine Atatürk, büyük ve yoğun uğraşlar vererek Hatay’ın Anavatana katılması için mücadele etmiş ve vefatından 1 yıl sonra Hatay’ın Anavatana katılmasını sağlamıştı. Batı Trakya, Adalar ve Musul sorunlarını da çözmek isteyen Atatürk’ün ömrü bunları çözmeye vefa etmemişti.

 

Akıl almaz zorluklar, yokluklar içinde kazanılan Milli Mücadele’nin ardından o dönemde, siyasal alanda daha fazla getiri elde edilebilecek bir antlaşma zaten olamazdı. O dönemin şartları içinde değerlendirildiğinde Lozan Barış Antlaşması, büyük bir siyasi zafer, diplomatik anıt olarak karşımıza çıkar.

 

Lozan’da; Batı Trakya, Adalar, Musul, Boğazlar gibi konularda varılan antlaşma dışında o tarihte daha fazla ısrar barışı tesis etmeye imkân vermeyecek ve karanlıklar içinde yeniden bir savaşın eşiğine gelinecekti. Bu nedenle “Türk Temsilciler Kurulu” ve “Antlaşma Devletleri” tavizler vermek zorunda kalmışlardı. Bunlar taraflar için antlaşmaların bir doğal sonucudur. Aksi de düşünülemez. Dönemin şartlarını düşünmeden yapılan sağlıksız değerlendirme yapanların, oturdukları yerden ahkâm kesenlerin nasıl bir zihniyet taşıdıklarını kestirmek güç değil.

 

Lozan Zaferi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm dünyaya egemenliğini ve gerçek bağımsızlığını kabul ettirdiği diplomatik bir anıttır. Ve bu diplomatik anıtı Türk Temsilcileri Kurulu dikmiştir. 20. Yüzyılda da imzalanmış 21. Yüzyılda da devam eden bu kadar uzun süren başka bir siyasi antlaşma dünya tarihinde yoktur.

 

Elbette bu zaferi, anıtı yıkmak isteyen dâhili ve harici bedbahtlar olacaktır. Lozan Barışı ile dünyanın en tehlikeli, riskli ve karmaşık bölgelerden biri olan Orta Doğu o gün güvenlik altına alınmıştı. Bu barışı daha sonraki dönemlerde ve günümüzde bozmak isteyen emperyalistler ve onlara uşaklık yapan iç bedbahtlar o günde vardı, bugünde var, gelecekte de olacak… Türk Milleti bunlara kanmamalıdır.

 

Birinci Dünya Savaşı, hukuksal olarak Lozan Barışı ile sona ermiştir. Lakin İtilaf Devletleri’ne göre Birinci Dünya Savaşının son antlaşması Sevr idi. Ancak Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bunu hiçbir zaman kabul etmediler. Dolayısıyla İtilaf Devletleri de Sevr’i yürürlüğe koyamamıştır. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk Sine-i Milet’e dönerek Milli Mücadeleyi başlatmıştı. 

 

Türk Milleti ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti’ni 23 Nisan 1920’de kurduğunda; 30 Ekim 1918 tarihli Mondros’u, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr’i asla kabul etmediler ve tanımadıklarını tüm dünyaya duyurdular. Türk Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve Türk Milleti; 23 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barışı’nı o gün büyük bir zafer olarak kutlamışlardı. Bugün Lozan Barışı’nı eleştirenlerin Mondros ve Sevr ile ilgili seslerinin çıkmaması manidardır. 

 

Osmanlı Devleti; Mondros ve Sevr’i imzalamış kendisini İtilaf Devletleri’ne teslim etmişti. Memleketin her köşesi işgal edilmişti. 16 Mart 1920’de de Başkent İstanbul işgal edilmişti. Bir devletin başkentinin işgalinin anlamı o devletinin fiilen sona ermesi demekti. Osmanlı Devleti; İtilaf Devletleri, Ermeniler, Rumlar ve diğer etnik gruplar arasında taksim edilmemiş miydi? Her etnik gruba ülke kurmaları için vaatler verilmemiş miydi? Bunları Lozan’ı eleştirenlere tekrar tekrar doğru bilgilerle hatırlatmak lazımdır. 

 

Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ve vatansever Türk Milleti; Egemenliği ve bağımsızlığı için can başla savaşırken, bu zihniyetin neler yaptıkları tarihin karanlık sayfalarında yerini almıştır. Kaldı ki; Kurtuluş Savaşı kazanıldığında Lozan Konferansı’na İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükümeti’ni de davet etmiş ancak Osmanlı Hükümeti bu durum karşısında net bir tavır sergilemişti; konferansa Milli Mücadele’yi kazanan sadece “TBMM Hükümeti” katılacaktır cevabını vermişti. Bu durumda karşımızda dururken TBMM Hükümeti’nin imzaladığı, Lozan gibi siyasi bir diplomatik zaferi eleştirmek düşündürücüdür.

 

Lozan’da Ermeni Sorunu tarihe gömülmüştü, bugün bunları hortlatmaya çalışanlara dikkat etmek lazımdır. Sözde soykırım iddiaları,  etnik yapıların devlet kurma hayalleri yine Lozan ile tarihe gömülmüştü. 1980’li yıllarda başlayan 40 binden fazla insanımızın katledilmesine neden olan PKK ve türevi olan terör örgütlerinin terörizm faaliyetleri, emperyalist ülkelerin bu örgütlere verdikleri açık/gizli destekler, ülkemizde güvenlik sorunu oluşturan tedbir alınmaz ise artarak devam edecek olan mülteci sorunları da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

 

Lozan ile Kapitülasyonlar kaldırılmış ve yabancıların Türkiye’deki bütün faaliyetleri sonlandırılmıştı. Türkiye, büyük devletlerin oluşturduğu blok karşısında yapayalnız bir ülke olarak bulunuyordu. Ve bu konularda “Türk Temsilciler Kurulu” kesinlikle hiçbir taviz vermemişti.

 

Lozan Barışı’ndan daha fazla kazanım elde etmek isteyen Türk Temsilciler Kurulu da; Antlaşma Devletleri de istemeyerek de olsa Lozan’ı imzalamak zorunda kalmışlardı. Çünkü her iki taraf savaşlardan yorulmuş, ekonomileri bozulmuş, yoksulluklar had safhadaydı. Lozan Barışı’nın; Orta Doğu’da emperyalizmin dengelerini alt üst eden diplomatik bir anıt olduğunu bugün bile bu coğrafyada yapılmak istenenlere baktığımızda görmemek mümkün değil. Lozan; Akdeniz ve doğusunda barışı tesis eden diplomatik bir anıttır!

 

O günün şartlarında anlaşmak her iki taraf içinde bir mecburiyetti. Yeni bir savaşın eşiğine girmeyi hiçbir devlet istememişti. Karşı bloğu oluşturan devletler şunun farkındaydı: Ne olursa olsun Türk Milleti’nin kendilerine boyun eğmeyeceğini biliyorlardı. Büyük devletler karşısında hiçbir ekonomik gücü olmayan Türkiye, tek başına büyük devletler bloğuna Lozan’da büyük bir diplomatik savaş vermişti ve bu diplomatik savaşı gerçekten kazanmıştı. 

 

"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır”  diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Türk tarihinin en büyük eseri Nutuk'ta Lozan zaferini, Türk Milleti'ne ve Lozan'daki zaferi gölgelemeye çalışanlara ders niteliğinde cevaplar vermiştir.

 

24 Temmuz 1923, Diplomatik Zafer Anıtı Lozan Barışı Kut’lu Olsun.

 

“Saygıdeğer efendiler, Lozan Barış Antlaşması’ndaki hükümleri öteki barış teklifleriyle daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk Milleti’ne karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış Büyük Suikast’ın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zaferdir.” Nutuk, s. 518

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 
Etiketler: DİPLOMATİK, ANIT, LOZAN, BARIŞI,
Yorumlar
Haber Yazılımı