Haber Detayı
23 Ağustos 2018 - Perşembe 14:46
 
SAKARYA MEYDAN SAVAŞI’NDA ATATÜRK’ÜN “KURT KAPANI” TAKTİĞİ
ATATÜRK DEHASI VE MİLLİ ASKERİ STRATEJİ SAKARYA MEYDAN SAVAŞI’NDA ATATÜRK’ÜN “KURT KAPANI” TAKTİĞİ
TARİH Haberi
SAKARYA MEYDAN SAVAŞI’NDA ATATÜRK’ÜN “KURT KAPANI” TAKTİĞİ

 

ATATÜRK DEHASI VE MİLLİ ASKERİ STRATEJİ

 

SAKARYA MEYDAN SAVAŞI’NDA ATATÜRK’ÜN “KURT KAPANI” TAKTİĞİ

 

 

 

Sınır Savunması Sınır Ötesinden Başlıyor

 

Türkiye; Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar arasında sıkışmış bir alanda yer almaktadır. Bu yüzden sınırlarından başlanarak savunulması çok zor bir bölgedir. Ancak binlerce yıldır bu bölgeye yerleşen uluslar, Anadolu’dan başlayarak çevresel yayılma olanağına da sahip olmuşlardır.

 

Yani Anadolu’nun bu konumu, avantaj ( kazanım ) olarak değerlendirilebileceği gibi, dezavantaj ( yitim ) olarak da bir rol üstlenmektedir. Prof.Dr.Ümit Özdağ’ın çok yerinde bir benzetme ile belirttiği gibi “Anadolu, yüzlerce büyüklü küçüklü ulusa mezar olmuş Bermuda Şeytan Üçgeni’dir.” Anadolu’ya kesintisiz olarak 1000 yıldan fazla bir süredir egemen olan tek ulus, Türk ulusudur.

 

20.YY’dan bu yana, bu gerçeğin farkında olan Batı’lı emperyalistler Anadolu’yu ele geçirmek istemiş, Anadolu’da varlığını devam ettiren Türk ulusunu bu bölgeden tasfiye etmek için uğraşmıştır/uğraşmaktadır. Bakınız, Lozan görüşmelerinde İngiltere adına görüşmelerde bulunan Lord Curzon bu hırsını nasıl ortaya koyuyor : “Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. Amerikan Senatör Lodge’nin dediği gibi İstanbul Türklerden tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan savaşların yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir. Türkler Asya’nın Kızılderilileridir, akıbetleri de onlar gibi olacaktır.” (4 Şubat 1920'deki notlarından)

 

Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesinde, Batı emperyalizminin Ortadoğu ve Afrika’da sömürgeci emellerine karşı, içlerinde Mustafa Kemal ve Enver Paşa’nın da olduğu bir grup Türk subayı, Trablusgarp’ta savaşırken Balkan Savaşları’nın çıkması nedeniyle bölgeden çekilirler. 1912 – 1913 Balkan Savaşları’nın hemen ardından Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı başlar. Balkan Savaşları sonucu toprak kaybeden Osmanlı; 1.Dünya Savaşı sonunda yenilgiye uğrar ve Hicaz- Yemen Cepheleri, Kafkas Cephesi, Sina ve Filistin Cephesi, Irak Cephesi’nde verdiği savaşlar sonucu Ortadoğu ve Kafkaslar’da da etkisini tamamen yitirir.

 

1.Dünya Savaşı’ndan sonra sıra, İtilaf Devletlerinin; Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’dan arta kalan Türk topraklarını kendi aralarında paylaşmasına ve Türkleri önce Anadolu’da küçük bir bölgeye sıkıştırmak, sonrasında da Anadolu’dan tamamen atmak amacına gelmişti.

 

Bunun için önce koşulları çok ağır olan Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Sonrasında, Doğu Anadolu’da Ermenistan, Güneydoğu’da Kürdistan, Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurma planını içeren ve İstanbul’u bir Türk kenti olmaktan çıkaracak 433 maddelik Sevr Antlaşmasının uygulanma aşamasına gelmişti.

 

Ancak hesap etmedikleri bir durum vardı: Mustafa Kemal.

 

Atatürk, daha en başından Türk topraklarının işgal edileceğini ön görmüş ve buna yönelik bir plan hazırlamıştı. Önce Osmanlı’nın yenilmemesi için şimdiki sınırlarımızın dışında ( Trablusgarp, Suriye – Filistin Cepheleri’nde ) savaş vermiş; sonrasında da başarıyla yürüttüğü Çanakkale Cephesi’nde savaşmıştı. Bu süre zarfında 1918 Kutul Amare’de Türk Ordusu’nun Musul’da İngilizleri yenilgiye uğrattığı savaş ise tarih kitaplarında konu olarak pek işlenmez.

 

 

EMPERYALİST İŞGAL VE VATAN SAVUNMASI

 

Türk Savaş Taktiği : ” KURT KAPANI “

 

Emperyalizm kesin galibiyetini ilan edip, İstanbul ve Anadolu işgal edilince Osmanlı Devleti’nin egemenliği fiilen sona ermiş oldu. Sınır savunması ( ki sınır savunması fiilen sınır ötesinden, Irak – Musul, Suriye – Filistin Cepheleri’nden başlamıştır ) Osmanlı’nın yenilgisiyle başarısız olmuş; şimdi sıra “satıh müdafaasına” gelmişti.

 

Atatürk, işgal kuvvetlerinin merkezi konumundaki İstanbul’dan kurtuluş mücadelesinin başlatılamayacağını bildiği için, Anadolu’ya geçmiş ve milli mücadelenin merkezi olarak “sine-i millet” i örgütleme kararı almıştır.

Amasya, Erzurum ve Sivas’ta ortaya koyulan milli bağımsızlık iradesi, milli askeri bir strateji ile sonuca ulaştırılmalıydı.

 

 

200 Yıl Geri Çekilen Türk Ordusu Taarruza Geçiyor

 

Yunanlılar İnönü’deki mağlubiyetlerinden sonra ordularını güçlendirmek amacıyla, kuvvetlerini artırmışlardı. 10 Temmuz 1921’de 100.000 kişilik Yunan Ordusu, 45.000 kişiden oluşan Ankara Hükümeti’ne bağlı Türk Ordusuna karşı taarruza geçti. Desteklenmiş kuvvetleri ve ikmal merkezinin yakın olmasından kaynaklı, Yunan Ordusu başarılı bir ilerleyişle “başlangıç” yaptı. Türk Ordusu bu taarruz karşısında Eskişehir’e kadar çekilmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal durumu yakından görüp incelemek için Batı Cephesi Karagahı’na geldi. Ordunun düzenlenip, kuvvetlendirilmesi ve güçlü bir cephe gerisi hattı oluşturulması için Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmesini emretti.

 

Bu durum görünüşte bir geri çekilme idi. Ancak gerçekte Mustafa Kemal Türk savaş geleneği olan planlı geri çekilme, diğer adıyla Ricad taktiğini uyguluyordu. Bu taktik geri çekilmenin sağladığı faydalar şunlardı:

 

Yunan kuvvetlerinin sürekli taarruzundan Türk Ordusunu korumak ve böylece ordunun yıpranma payını en aza indirmek.

 

Güçlü bir cephe gerisi hat oluşturmak ve asıl kuvvetlerle düşman taarruzunu karşılamak.

 

Yunan ordusunu, ikmal ve lojistik merkezinden uzaklaştırmak.

 

Düşman kuvvetlerinin uzun müddet, savaşmadan, hareket halinde olmasını sağlayarak onları yormak ve belirsizliğe sürüklemek.

 

Geri çekilme hızlı bir şekilde tamamlandıktan sonra, Yunan Kuvvetleri tam dokuz gün boyunca Türk Birlikleri ile karşılaşmadan, belirsizlik içerisinde yürümüşlerdir. Bu yürüyüşün güzergahı, düşman kuvvetlerinin sayısı ve silah - tesisatı gibi donanımları Türk keşif birlikleri tarafından tespit edilerek, Türk cephe komutanlıklarına bildirildi. Böylece Yunan taarruzu sürpriz baskın olma özelliğini yitirdi. Çünkü keşif birliklerinden gerekli istihbaratı alan Türk Cephe komutanlığı, gerekli önlemi alıp stratejisini belirlemiş oldu.

 

Not: Türk ordusunun bu çalışması, askeri istihbarat için hala önemli bir örnek teşkil etmektedir.

 

14 Ağustos’ta harekete geçen Yunan Ordusu ancak 23 Ağustos’ta Türk Birliklerini kuşatma yönünde manevralarına başlayabildi. Fakat iki kuşatma taarruzu gerçekleştiren Yunan Ordusu her ikisinde de başarısız oldu.

 

2 Eylül’de stratejik öneme sahip olan Çal Dağı Yunan ordusu tarafından ele geçirildi. Yunan kuvvetleri Ankara’ya 50 km. ye kadar olan mesafede bir ilerleme sağlasalar da, güçlü bir cephe gerisi hattı oluşturan Türk ordusunun önce alan savunması, sonrasında alan hakimiyeti sağlama yönündeki kuşatması sayesinde daha fazla ilerleyemediler. Atatürk’ün tarihe kazınan “"Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz." emri, bütün savaş kurallarının ezberlerini bozmuştu. Bu, sınır ve alan savunmasının dışında, vatan toprağında Türk askerinin olduğu her santimetre kareyi cephe haline getiren bir taktikti

 

 

Öncesinde taarruza geçen Yunan Ordusu, savunmada kalan ise Türk ordusu idi. Fakat Ankara’ya kadar geri çekilmeyen Türk ordusu yıpratıcı ve dağıtıcı bir savunma yapınca Yunan kuvvetleri daha fazla ilerleyemedi. Bu kez durum tersine dönmüş, Yunan Ordusu savunmada kalmış, Türk Ordusu yıpratıcı saldırılara geçmiştir.

 

Türk Ordusu Atatürk’ün emri ile 10 Eylül’de genel karşı taarruza geçmiş ve Yunan Ordusunun savunmasını tamamen bozguna uğratmıştır. Aynı gün Türk Birlikleri, Çal Dağı’nı geri aldı. 13 Eylül’e kadar süren karşı taarruz sonucunda Yunan kuvvetleri, Eskişehir – Afyon hattının doğusuna kadar geri çekilerek tamamen savunmaya geçti. Bu hat, daha önce Yunan taarruzu başladığında, Türk ordusunun Ankara’ya doğru çekildiği hattın tersi istikametinde olan güzergahtır. Türk Ordusunun güçlü bir cephe gerisi yaratarak Ankara’ya yakın bir mesafeye kadar çekilmesi ve bu sayede Yunan ordusunu ikmal merkezinden uzaklaştırması; sonrasında asıl kuvvetlerle karşı taarruza geçerek Yunan Ordusunu püskürtmesi, Türklerin bilinen “Kurt Kapanı” taktiği ile de örtüşmektedir.

 

 

22 gün süren ve 100 km.lik bir alana yayılan Sakarya Meydan Savaşı, aynı zamanda 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla toprak kaybetmeye başlayan ve sonrasında 150 yıl geri çekilen Türk ordusunun, 150 yıl sonra bu geri çekilmeye karşı Batı emperyalizmine karşı verdiği cevaptır. Çünkü bu tarihten sonra Türk ordusu geri çekilmeyi durdurmuş ve karşı taarruza geçmiştir.

 

Emperyalizmin 100 yıllık planlarını bozan Sakarya Meydan Savaşı, günümüzde de emperyalizmin zihninden silemediği bir taarruz taktiği olarak, tarihteki yerini almıştır.

 

 

 

MİTHAT AKAR

 

 

Mithat Akar Yazıları Atatürkçü Medya'da...

 

 

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı