Haber Detayı
04 Şubat 2018 - Pazar 20:32
 
Mustafa Kemal Atatürk NUTUK – Bölüm 4
Mustafa Kemal Atatürk NUTUK - Bölüm 4, DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ ÇARELERİ, BENİM KARARIM, YA İSTİKLAL YA ÖLÜM
NUTUK Haberi
Mustafa Kemal Atatürk NUTUK – Bölüm 4

 

 

NUTUK

 

 

Mustafa Kemal Atatürk

 

 

- Bölüm 4

 

 

 

 

DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ ÇARELERİ

 

 

Şimdi Efendiler, müsaade buyurursanız size bir soru sorayım :

 

Bu durum ve şartlar karşısında kurtuluş için nasıl bir karar akla gelebilirdi?

 

Açıkladığım hususlara ve yaptığım gözlemlere göre üç türlü karar ortaya atılmıştır.

 

Birincisi, İngiliz himâyesini istemek

 

İkincisi, Amerikan mandasını istemek,

 

Bu iki türlü karar sahipleri, Osmanlı Devleti'nin bir bütün halinde korunmasını düşünenlerdir.

 

Osmanlı topraklarının çeşitli devletler arasında taksimi yerine, imparatorluğu tek bir devletin koruyuculuğu altında bulundurmayı tercih edenlerdir.

 

Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmuştur. Söz gelişi, bazı bölgeler kendilerinin Osmanlı Devleti'nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmama tedbirlerine başvuruyordu. Bazı bölgeler de Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılacağını ve Osmanlı ülkesinin taksìm edileceğini oldubitti kabul ederek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyordu.

 

Bu üç türlü kararın gerekçesi yaptığım açıklamalarda yer almıştır.

 

 

 

BENİM KARARIM

 

 

Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti onun istiklâli padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.

 

Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu?

 

O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?

 

 

Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milIî hâki'miyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!

 

 

İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.

 

 

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

 

 

Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu :

 

Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun istiklâlden yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.

 

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

 

Halbuki Türk'ün haysiyeti, gururu ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!...

 

 

O halde, ya istiklal ya ölüm!

 

İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır.

 

Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranacağını farz edelim.

 

Ne olacaktı?

 

Esirlik!

 

Peki efendim.

 

Öteki karalara boyun eğme durumunda sonuç bunun aynı değil miydi?

 

Şu farkla ki, istiklali için ölümü göze alan bir millet, insanlık haysiyet ve şerefinin gereği olan bütün fedakarlığı yapmakla teselli bulur ve hiç şüphesiz, esirlik zincirini kendi elleriyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete bakarak dost ve düşman gözündeki yeri bambaşka olur.

 

Sonra, Osmanlı hânedan ve saltanatının devam ettirilmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı en büyük kötülüğü işlemekti. Çünkü, millet her türlü fedakarlığı göze alarak istiklalini kazanmış olsa da, saltanat sürüp gittiği taktirde, bu istiklale kazanılmış gözüyle bakılamazdı.

 

Artık ,vatan ve milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin istiklâl ve haysiyetinin koruyucusu mevkiinde bulundurulmasına nasıl göz yumulabirdi?

 

Halifeliğin durumuna gelince, ilim ve tekniğin nurlara boğduğu gerçek medeniyet dünyasında gülünç sayılmaktan başka bir yanı kalmış mıydı?

 

 

Görülüyor ki, verdiğimiz kararın uygulanmasını sağlayabilmek için daha milletin alışkın olmadığı bazı konulara dokunmak gerekiyordu. Ortaya atılmasında, kamuoyu bakımından büyük sakıncalar doğuracağı sanılan hususların dile getirilmesinde kaçınılmaz bir zaruret vardı. Osmanlı Hükumeti'ne, Osmanlı padişahına ve Müslümanların halifesine başkaldırmak, bütün milleti ve orduyu ayaklandırmak gerekiyordu.

 

 

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan Ölümsüz Eseri ''BÜYÜK NUTUK'' Atatürkçü Medya'da...

 

 

 

 

 

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı