Haber Detayı
15 Temmuz 2019 - Pazartesi 23:56 Bu haber 4154 kez okundu
 
Mustafa Kemal Atatürk Nasıl Bir Dünyaya Doğdu?
‘’Hasta Adam’’ diye anılan Osmanlı İmparatorluğu paramparça edilerek mirası bölündükten sonra topraklarının gerçek sahipleriyle yeni bir devlet kuran, dünyaya da yirminci yüzyıldan sonra milletlerin artık esir olarak yaşamayacakları fikrini kabul ettiren Mustafa Kemal Atatürk, 1881’de Selanik’de doğdu.
ATATÜRK'E DAİR Haberi
Mustafa Kemal Atatürk Nasıl Bir Dünyaya Doğdu?

 

 

Mustafa Kemal Atatürk Nasıl Bir Dünyaya Doğdu?

 

 

 

’Hasta Adam’’ diye anılan Osmanlı İmparatorluğu paramparça edilerek mirası bölündükten sonra topraklarının gerçek sahipleriyle yeni bir devlet kuran, dünyaya da yirminci yüzyıldan sonra milletlerin artık esir olarak yaşamayacakları fikrini kabul ettiren Mustafa Kemal Atatürk, 1881’de Selanik’de doğdu.

 

O halde Mustafa Kemal Atatürk’ün hikayesini yazarken, kendisinden önceki dünyaya, kuşbakışı da olsa, göz atmamız gerekecek ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya görüşünü daha net olarak anlayabilelim...

 

 

Bu dünya, daha çok tarih boyunca zaman zaman ölüm - kalım savaşlarına girdiğimiz, zaman zamanda andlaşmalarla kendi sınırlarımız içinde yaşadığımız topraklardır.

 

 

Kurulduğundan beri dinmeyen bir boğuşma içinde yuvarlanmış bir yeryüzü parçası olan Avrupa;

 

On milyon kilometrekarelik, altmış ayrı dil konuşulan Avrupa’nın ilk insanları tarihe göz açtıkları günden beri kanla yoğrulmuş durmuşlardı. Jeologların anlattıkları, Avrupa’nın talihsiz tarihleri ne kadar da benzeşir…

 

 

Yirmibeş bin yıl önceki Avrupa;

 

 

O tarihterde İsveç ve İsviçre’nin batısında İtalya ve Karadeniz kıyılarındaki tepelere kadar bütün ormanlar üzerinde ilk Avrupa halkının yaktığı ateşten yükselen dumanlar göze çarpıyordu.

 

İnsanlık hayatı işte,

 

 

İşte o ateşler etrafındaki kaynaşmaya bağlıydı. Millet anlamı bilinmiyordu ve Avrupanın çıplak insanlarıda yavaş yavaş vahşilikten uzaklaştı, büyük kitleler halinde birleşti, sığınacak yuva yaptı.

 

 

 

Onlar, vahşilikten ayrılan bu insanlar yalnız güce kuvvete tapıyorlardı…

 

 

İşte 1881 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu zaman da Avrupa yine böyle idi; Kuvvet herşeyin üstünde, ona tapınılıyor, herşey onunla elde ediliyordu.

 

Kısacası

 

Kuvvet hakkın üstünde idi…

 

 

Fakat yine bu tarihlerde hemen hemen bütün Avrupa, yüzyılların biriktirdiği kin, intikam ve yaşama sahasını genişletme kaygısıyla aç kurtlar sürüsü haline gelmiş parçalayacak ceset arıyorlardı ve bu ceset gözlerinin önündeydi; Osmanlı İmparatorluğu!

 

Parçalayacak ve hatta yok edeceklerdi Osmanlı İmparatorluğunu.

 

Çünkü Avrupa milletleri bütün huzursuzluklarının Osmanlı İmpratorluğu’ndan kaynaklandığı kanısında idiler ve buna kendilerinide kayıtsız şartsız inandırmışlardı.

 

 

O,  Osmanlı İmparatorluğu değil miydi;

 

 

Orta Asya’dan kopup gelerek Dünya’ya yayılmış, Bizans İmparatorluğunu yıkmış, hiçbir zaferle yetinmeyerek yüzyıllarca Avrupa’yı ve Kıt’aları feth etmişti. Hem din, hem de Irk ayrılığı vardı Osmanlı İmparatorluğuyla…

 

 

Irk ve Din ayrılığı Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak için sebeplerinin en büyüğü idi.

 

Bütün hıristiyanların kutsal toprakları da Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde bulunuyordu. Bu nedenle birçok hıristiyan topluluk bu İmparatorluğun pençesi altında inliyor kin ve nefret güdüyordu.

 

 

Ama bu düşünceyi kendilerine kalkan yapanlar, yüzyıllardır biribirlerini boğazlayan biribirlerini vahşice katledenler değil miydi? Engizisyon zulümlerini yapan kimdi? Saint Barthelmy katliamı niçin bir gecede altmış bin kişinin ölümüne maal olmuştu? Toprakları kendi milletinin kanıyla göl olan Fransa’dason nefesini verenlerin; Ey özgürlük, senin adına ne cinayetler işleniyor?’’ diye yakarışlarından sonra ilan ettikleri İnsan Hakları Beyannamesi’yle  gidilecek yolun neresine varmışlardı?

 

 

-Her insan özgür ve eşit haklarla doğar.

 

-Bütün vatandaşlar kanun yapacak millet temsilcilerini seçme hakkına sahiptir.

 

-Herkes düşündüğünü söyleyebilir, yazabilir ve basabilir.

 

Maddeleri rafları dolduran kitapların sayfalarında kalmamış mıydı?

 

 

Sedan’da İmparatoru esir edilerek Almanların 49 000 kişilik kaybına karşılık 139 000 ölü ve 384 000 esir veren Fransa, İnsan Hakları Beyannamesinden ne kazanabilmişti?

 

 

Başka Devletler ve Milletler de böyle idi…

 

 

Amerigo Vespucci 1508 de Mundus Novus (Yeni Dünya) adını verdiği Amerika’da kanlı iç savaşlardan ve İngiliz sömürgesi olmaktan kurtulmak için;

 

‘’İnsanlar eşit yaratılmıştır. Tanrı, onları kendilerinden ayrılmaz haklarla donatmıştır. Hayat, özgürlük ve mutluluğu arama bu haklardandır. Kükümetler, bu hakları sağlamak için kurulmuştur.’’ demişti ama, Atatürk’ün doğduğu yıllarda demokratlarla Cumhuriyetçiler biribirleri ile boğuşmakta ve zenci beyaz ayrılığı bu tarihte ortaya atılmış, zencilere boykot başlamış, Avrupa’dan gelecek göçlere set çekilmişti.

 

 

İlk Haçlı Seferi’ni açan Pirre I’Ermite 50 000 kişilik ordu ile din uğrunda savaşı kutsal bir ödev haline getirdikten çok sonra aynı keşişin mensup olduğu Fransa din taassubunu yıkmak için kiliselere ve din adamlarına demir yumrunu indirmişti ama Türkiye’yi parçalamak isteyenlerin arasında yine ordusuyla ilk safa geçmekten çekinmemişti.

 

 

Mütareke İstanbul’da İnsan Hakları Beyannamesi beyaz atının nalları altında çiğneyen de bir Fransız generali değil midir, hem de batı medeniyeti adına…

 

 

‘’Doğu Sorunu, Pomeranyalı bir askerin kemikleri değerinde bile değildir’’ inancındaki Almanya, bundan sonra Doğu Ülkeleri uğrunda milyonlarca insanın kanını akıtmakta  sakınca görmeyecekti.

 

Aynı Almanya en ağır yenilgiye uğrattığı Fransa’ya bir daha göz açtırmamak, güçlenmesine fırsat vermemek için Avusturya – Macaristan’ı Rusya’ya, İtalya’yı Fransa’ya karşı savunma gibi ağır bir yükü omuzuna almaktan çekinmemiş, bu devletlerle andlaşmalar kurmuştu.

 

 

Fakat Birinci Dünya Savaşında Fransa’nın dahil olduğu blokun ayakları altına serilmekten de kurtulamamıştı.

 

Batı Roma’nın yıkılışı üzerine Roma’da taç giyen Büyük hükümdar Charlemagne’ın çocukları bu akibete mi uğrayacaklardı?

 

Uğrayacaklardı, çünkü Avrupalı için her açılacak kapının tılsımı kan akıtmaktı, kan akmadan yaşanmazdı, yaşamak için öldürmek lazımdı.

 

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu tarihlerin Avrupa’sında Fransa ile Almanya’nın yanında Rusya, İngiltere ve İtalya ne idi?

 

 

Amerika keşfedildiği zaman İngiltere tahtında Tudor hanedanından ll Henri oturuyordu ve o devrin Londra’sı Thames’in iki kıyısına sıralanmış çamurlu bir küçük kabaydı. Bristol sekiz on bin nüfuslu bir liman şehriydi. Fakat Sir Francis Drake İspanyol armadasını perişan ettikten, 1763 de Kanada ve Hindistan’ı Fransa’nın elinden aldıktan sonra bir deniz ticaret devleti haline gelen İngilter ile Fransa İmparatoru ‘’Esnaf Millet’’ diye alay etmişti ama, gerçekten esnaf millet olan İngiltere artık başka milletlere hakim olmanın yolunu bulmuştu.

 

Zaferden zafere koşuyordu.

 

 

En büyük zaferi de Çanakkale’de ve Anadolu’da olacaktı tabiki Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı…

 

Yüzyıllar boyunca Türklerle savaş halinde yaşayan İtalya’nın Napolyon’un akını ve işgaliyle kolu kanadı kırılmıştı. 1861 de Sardunya kralı Viktor Emmanuel’in İtalya kralı ilan edilmesinden sonra İtalya’ya katılacak Papalık hükümeti ile Venedik eyaleti kalmıştı. Bu tarihte Papa’yı Roma’da Fransız askeri koruyordu.

 

 

Tarihin ne garip cilvesidir ki Musolininin iktidarından sonra küçük boyu ile bir gülünç kral sayılacak olan Viktor Emmanuel, İtalyan birliğinin öncüsü Kont Cavour’un akıllı öğrencisi olarak İtalyan kanı akıtmamak için Roma’daki Fransızların üzerine asker sürmemiş, 1870 Fransa  - Prusya savaşında Fransızların askerlerin geri çekmeleri üzerine coşkun gösteriler içinde Roma’ya girmişti. Viktor Emmanuel’in bu girişi halkın alkışlarını kazanırken lX Papa Pius gelenleri aforoz ederk Vatikan’ına çekiliyordu…

 

 

Mustafa Kemal Atatürk dünyaya geldiği zaman İtalya bu görüntü içindeydi ama Türk topraklarına ve Akdeniz kıyılarında en büyük payı koparmak fırstını beklemekteydi…

 

 

Sonradan adı Leningrad olan Saint Petersburg’un kurucusu Büyük Petro’nun vasiyetnamesiyle gözünü Türk topraklarına dikmiş olan Rusya ne o zaman, nede Katerine devrinde hayallerini gerçekleştirememişti, ne var ki 1853 Kırım yenilgisinden sonra düşmanlığı bir kat daha artmıştı. Bu tarihten sonradır ki bir Rus diplomatı; ‘’Asfaltın bittiği yerde doğu başlar’’ diye Türkiye’yi her türlü uygarlıktan yoksun bir ülke olarak göstermek istemişti. Bu fikrin arkasında Ruslar’ın geri, doğulu gördükleri Türkiye hakkındaki eski emellerinin bir diplomat ağzından ifadesi yatmaktaydı…

 

 

1881 de Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu yıllarda bütün Avrupa milletleri hem biribirileriyle boğuşmakta hem de Türkiye’yi genişleme ve yayılmalarının yegane fırstı kabul ederek Osmanlı İmpartatorluğunu bir an önce mezara gömmek için birleşmek üzereydiler.

 

Hedefleri Devletlerine bağlı yeni topraklar kazanmak ve Anadolu’ya sahip olmaktı…

 

 

Gözle görülebilecek kadar açık bu sahne karşısında Osmanlı İmparatorluğu yelesi düşmüş, tüyleri dökülmüş, tırnakları sökülmüş, gözlerinin feri kaçmış, çökmüş uyuyan bir arslan’a benziyordu.

 

 

Ama bu tarumar olmuş İmparatorluğun behbat geçen günlerinde yeni doğan çocuğu Mustafa Kemal uyumayacaktı, milletinin üstüne bir güneş gibi parlayacaktı…

 

 

ATATÜRK´ÜN YÜKSEK KUMANDANLIK KUDRETİ VE MEZİYETLERİ'ni Okumak İçin Tıklayınız...

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı