Haber Detayı
16 Aralık 2018 - Pazar 21:45
 
Metin Aydoğan: SURİYELİ SIĞINMACILAR VE VATANDAŞLIK
Metin Aydoğan Yazıları Atatürkçü Medya’da…
YAŞAM Haberi
Metin Aydoğan: SURİYELİ SIĞINMACILAR VE VATANDAŞLIK

 

SURİYELİ SIĞINMACILAR VE VATANDAŞLIK

 

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi’nin verilerine göre, Suriyeli sığınmacıların 1 046 104’ünü 0-9 yaş grubu oluşturuyor. Suriye’de savaş 7 yıl önce 2011’de başladığına göre, bunların büyük bölümünün Türkiye’de doğduğu görülüyor. Türkiye’deki kayıtlı Suriyelilerin yüzde 47.39’u 0-18 yaş aralığında bulunuyor… Şanlıurfa’da 462 bin, Hatay’da 439 bin, Gaziantep’te 412 bin, Adana’da 227 bin, Mersin’de 207 bin olmak üzere; 5 Güney ilimizde 1 milyon 542 bin Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Kilis’te sığınmacıların Türk yurttaşlarına oranı yüzde 90,25. İstanbul’da 559 104 Suriyeli yaşıyor. İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Türkiye’de Suriyelilerin gidip yerleşmediği şehir bulunmuyor. Bakanlık, bu dağılmayı önlemesi gereken kurum olmasına karşın durumu açıklamakla yetiniyor. Hakkari’ye Artvin’e, Muğla’ya da Edirne’ye Suriyeli sığınmacı neden yerleşir?

 

 

Yurttaş Olmak

 

Vatandaşlık, yalnızca hükümet politikalarına bağlı, yasal düzenlemelerle sağlanacak bir kavram değildir. İstemle, maddi güçle ya da kısa sürelere sıkıştırılan devlet uygulamalarıyla elde edilemez. Vatandaşlık kavramı, uzun dönemlerden geçerek tarihsel süreçler içinde olgunlaşan duygu ve düşünce birliği üzerinde oluşur. Bu yakınlaşma, toplumun ruhsal yapısını biçimlendirir ve kuşaktan kuşağa geçen kalıtlar bütünü olarak milletin özyapısını belirler. Yurttaşlık kavramıyla tanımlanan ruhi şekillenme birliği; dil birliği, toprak birliği ve ekonomik çıkar birliğinden sonra, toplumları ulus yapan dört temel koşuldan biridir.

Yabancıyı vatandaş yapmak, uluslaşmış ülkelerin yöneticileri tarafından çok dikkatlice ele aldıkları, nicel artışlara asla izin vermedikleri bir konudur. Kabul edecekleri az sayıdaki yabancıyı, uzun süre toplumun değerleri yönünde eğitirler yani asimile ederler, sonra vatandaş yaparlar. Bu işin; demokrasiyle, insan haklarıyla değil, ulusal varlığın korunmasıyla ilgili bir sorun olduğunu bilirler. Ulusal varlığı ayakta tutan değerlere uyum göstermeyen yapılanmalara yani farklı kültürlerin siyasi topluluklar oluşturmasına izin vermezler. Toplumsal karmaşaya yol açacak böyle bir girişimin, feodalizme geri dönüş anlamına geldiğinin bilirler.

 

 

Yeni “Vatandaşlar”

 

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 8 Kasım 2018 tarihi itibarıyla Türkiye’deki biyometrik verileriyle kayıt altına alınan Suriyeli mülteci sayısını açıkladı. Açıklamaya göre Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı, toplam 3 milyon 594 bin 232 kişi olmuş.

Buna, Avrupa Birliği’yle yapılan Geri Kabul Anlaşması nedeniyle Türkiye’ye gönderilmesi planlanan, yaklaşık 1 milyon kaçak göçmende eklenirse, sığınmacı sayısı 5 milyona yaklaşıyor.

 

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi’nin verilerine göre, sığınmacıların 1 046 104’ünü 0-9 yaş grubu oluşturuyor. Suriye’de savaş 7 yıl önce 2011’de başladığına göre, bunların büyük bölümünün Türkiye’de doğduğu görülüyor. Türkiye’deki kayıtlı Suriyelilerin  yüzde 47.39’u 0-18 yaş aralığında.

 

Şanlıurfa’da 462 bin, Hatay’da 439 bin, Gaziantep’te 412 bin, Adana’da 227 bin, Mersin’de 207 bin olmak üzere; 5 güney ilimizde 1 milyon 542 bin Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Kilis’te sığınmacıların Türk yurttaşlarına oranı yüzde 90,25. İstanbul’da 559 104 Suriyeli yaşıyor.

 

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Türkiye’de Suriyelilerin gidip yerleşmediği şehir bulunmuyor. Bakanlık, bu dağılmayı önlemesi gereken kurum olmasına karşın durumu açıklamakla yetiniyor. Hakkari’ye Artvin’e, Muğla’ya da Edirne’ye Suriyeli sığınmacı neden yerleşir?

 

 

Egemen Siyaset

 

Türk siyasetine egemen olan anlayış,2002 yılından bugüne dek, dönemler içinde git-geller olsa da, gerçek amacını gizlemedi.14 yıl boyunca sayısız siyasi zikzak yaptı ama bir konuda tutumunu değiştirmedi. Atatürk’e ve devrimlerine karşı nefret duydu ve kurduğu Cumhuriyet’i ortadan kaldırarak, yerine ‘Osmanlı nizamını’ getirmek için yılmadan mücadele etti.

 

Başörtüsüyle başlayan mücadele, siyasi güç arttıkça çeşitlendi. Eğitim’den Diyanet’e, İmam-Hatip kurslarından üniversitelere, kamu çalışanlarından dış siyasete dek; topluma biçim veren hemen her alanda, laikliğe karşıt dinci bir siyaset yürütüldü. Türk toplumu Sunnileştirilip Araplaştırılmaya çalışıldı.

 

Suriyelilerin kabul edilip vatandaşlık hakkı verilmesi, sürdürülen Araplaştırma siyasetinin bir parçasıdır. Anadolu’daki Türk varlığının, yalnızca bugününe değil geleceğine de yönelen yıpratıcı bir girişimdir.

 

 

Araplaşma Adımları

 

Bugün, Diyanet’e üniversitelerin tümüne verilen kadar ödenek ayrılıyor; öğretmenden çok imama önem veriliyor. “Dindar ve kindar nesil” yetiştirmek için eğitim sisteminin hedef kitlesi 3 yaşa kadar indi. Kuran kursları ve 3 yaştan itibaren öğrenci kabul eden kreş görünümlü sıbyan mektepleri, okul öncesi eğitime alternatif olma yolunda hızla ilerliyor. Diyanet’in 4-6 yaş grubu kuran kursları, her türlü denetimden uzak “tarikat kaynakları” olarak çığ gibi büyüyor.

 

 

Osmanlı’da Araplaşma

 

1.Selim (Yavuz), hilafeti getirip dini egemenlik aracı olarak kullanmaya başlayınca, Sunni inancına bağlı Araplaşma toplumda siyasi güç haline geldi. Kimlik yozlaşmasına direnen Türkler ise (Türkmenler, Aleviler ve Yörükler) baskı gördüler ve kırıma uğradılar. Atatürk döneminde olması gereken biçime dönüştürülen Türk-Arap ilişkisi, bugün yeniden eski anlayışa döndü ve Arapçılık hortlatıldı.

 

 

Suriyeli Ayrıcalığı

 

Suriyeli göçmenlere, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarında olmayan kimi haklar verilmiş ve ayrıcalıklı bir kitle haline getirilmiştir. Yalnızca onların yararlandığı sağlık birimleri oluşturulmuş, hastahanelerden yararlandırılmış ve ücretsiz ilaç almaları sağlanmıştır. Pasaport yerine geçen bir kart verilmiş, bu kartla pirim desteği alarak çalışmaları kabul edilmiştir. Türkçe bilmeyenler dahil, KPSS sınavına girmeden özel sınavla devlet memuru olmaları sağlanmıştır.

 

Suriyeli sığınmacıların kamu kuruluşlarında işe alınacağı açıklanmıştır. Değişik sektörlerdeki işletmelerde, Suriyeli çalışan kontenjanları oluşturulmuştur. Üniversitelere sınavsız alınmakta, Türk öğrencilere geri ödemek koşuluyla aylık 400 YTL kredi verilirken, Suriyeli öğrencilere 1200 YTL karşılıksız burs verilmektedir.

 

 

Olacaklar

 

Dört milyon Arap, Anadolu’nun değişik bölgelerine topluluk halinde dağıtılmış kimliklerini korumaları sağlanmıştır. Kent varoşlarında Suriyeli mahalleleri oluşmaktadır.

 

Suriyeliler, Türk yaşam biçimine uyumsuz gelenekleriyle, kültürel bozulmanın taşıyıcıları olacaklardır. Suriyelilere verilen ayrıcalıklar vatandaş olsalar de sürecek, koloniler halinde ülkenin değişik yörelerinde yaşayacaklardır. Bu insanlardan, kültürel düzeyi düşük, eğitimsiz bir azınlık kitlesi yaratılacaktır.

 

Bu büyük kitle örgütlenmeye başlayacak ve anadilde eğitim adıyla Arapça eğitim isteyecektir. Bu istek, müfredata Arapça dersi koyarak Türk milli eğitimini Araplaştırma yönünde büyük adımlar atan AKP tarafından yerine getirilecektir.

 

Diyanet, Suriyelilerle yeni bir Sunni kitle bulacak ve bu kitleyi amaçları yönünde kullanacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı, şimdiden, Türkiye’ye gelen bin Suriyeliyi “alim ve ilahiyatçı” kabul etmiştir. Bunların; “tarih, tefsir, hadis” gibi konularda Türkiye’ye katkı yapacağını açıklamış, vatandaşlığa geçirilmelerinin geciktirilmemesini istemiştir.

 

Sığınmacılar, yurttaşlık hakkı aldıktan sonra örgütlenecek ve giderek artan isteklerde bulunarak, yurt dışıyla bağlantılı siyasi çalışmalar içine gireceklerdir. Bu eğilimin ön uygulamaları şimdiden başlamıştır.

 

Suriyeliler, şimdiden siyasi etmen haline gelmiştir. Bu durum, İstanbul Suriyeliler Toplum Birliği Başkanı Dr. Mustafa Hamitoğlu’nun yaptığı açıklamalarda görülmektedir. Hamitoğlu, 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce yaptığı açıklamada Türkiye’de bulunan Suriyeli seçmenlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aynı göreve seçilmesi için dua ettiklerini söyledi ve “muhalefet adaylarının, ‘Suriyelileri göndereceğiz’  açıklamaları onları korkutuyor” dedi.

 

Türkiye’de yaşayan Arapların partileşme çalışmalarını yürüten Beyt Nahreyn Arap-Arami Birliği adlı örgütün sözcüsü Mim Yavuz Binbay; Türkiye’de 8 milyon Arap ve Arami yaşadığını ve diğer halklar gibi “anadilde eğitim” hakkı başta olmak üzere, tüm hakların verilmesini istedi. Binbay, ayrıca, Aralık ayında gerçekleştirdikleri konferansın ardından partileşme kararı aldıklarını, partileşme çalışmalarını yürütmek üzere bir komisyon kurduklarını açıkladı.

 

 

 

METİN AYDOĞAN

 

 

Metin Aydoğan Yazıları Atatürkçü Medya’da…

Kaynak: (KA) - Kurumsal Aktarım Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı