Haber Detayı
25 Temmuz 2018 - Çarşamba 19:49
 
FİKİR MÜCADELESİNİN EYLEMLİ HALİ: YAYINCILIK VE ATAYURT YAYINEVİ
“Piyasada” dergi olduğunu iddia eden ama farklı medya ağlarında daha önce yazılan makaleleri derleyerek “piyasa” yapmaya çalışan “dergi”leri bir kenara koyacak olursak, Türk okurunun Atayurt ve Atayurt gibi dergilere / yayınevlerine destek olması, açıkçası bir görevdir. Fikir mücadelesinin eylemli hale gelmesi, sadece sokak hareketleri gerçekleştirerek değil; göz göze teması gerektiren yayın organlarına destek olmakla vücut bulacaktır. Bu desteğin bir halkası da okumak ve okutmaktır.
GÜNDEM Haberi
FİKİR MÜCADELESİNİN EYLEMLİ HALİ: YAYINCILIK VE ATAYURT YAYINEVİ

 

 

FİKİR MÜCADELESİNİN EYLEMLİ HALİ: YAYINCILIK VE ATAYURT YAYINEVİ

 

 

Milli Mücadelede Yayıncılığın Önemi

 

Farklı tarihsel dönemlerde, farklı düşünür, asker veya filozoflarca ifade edilen "Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır" cümlesini birçoğumuz biliyoruz. Bu cümlede ifade edilen tanım hedef, strateji, taktik, program gibi birçok kavramı kapsayan, çok yönlü bir derinliği barındırıyor. Tabi bu kavramların merkezinde “FİKİR” bulunmaktadır. Ortada fikir olmadıktan sonra program, strateji veya araca ne gerek var ki?

 

Küreselleşme çağında fikir mücadelesi ve fikir mücadelesi yürütülürken değerlendirilen araçlar daha büyük bir önem taşımaktadır. Uluslar için devletler, devletler için politik programlar, politik program için strateji üretme, ulusal güvenlik için veya ekonomik – siyasi hedefleri gerçekleştirmek için ordular toplumların temel kolonlarını oluşturmaktadır. Bilişim çağının gelişmesi ile birlikte devlet dışı aktörler de önem kazanmıştır. Devletler, kendileri doğrudan gerçekleştiremedikleri kimi hedefleri devlet dışı aktörlere (sivil toplum örgütleri, düşünce kuruluşları, çevre ve kadın örgütleri v.s. ) görev olarak vermektedirler. Psikolojik savaş, propaganda, algı yönetimi gibi “Yumuşak Güç” kullanmayı gerektiren unsurlarla; doğrudan müdahaleyi gerektiren “Sert Güç” kullanma yöntemi ve bu ikisinin birleşiminden oluşan “Akıllı Güç” kullanma yönteminde sosyal medya, medya üzerinden gerçekleştirilen çalışmalar, daha büyük önem arz etmektedir.

 

Küresel merkezlerin, hedef aldıkları toplumların / ulusların zihinlerini ele geçirmeye dönük gerçekleştirdikleri ideolojik taarruza karşı, anti emperyalist, tam bağımsızlıkçı, milliyetçi güçler de kendi araçlarını devreye sokarak fikir alanında bir mücadele ortaya koyuyorlar. Bu fikir mücadelesi içerisinde sosyal medyanın önemi hiç kuşkusuz ağırlıklı bir yer temsil ediyor. “Sanal” ortam üzerinden yürütülen çalışma, her ne kadar kısa sürede, geniş bir kitleye ulaşsa da, çoğu zaman kalıcı sonuç almaktan uzak bir sonuca yol açıyor. Veya birey ve çevreler, salt sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen mücadeleyi merkeze alarak pratik ve daha somut sonuçlar almaya dönük, reel iletişim üzerine kurulan ilişkileri bilerek ya da bilmeyerek, öteleyebiliyorlar. Araç ve yöntem konusunda, farklı illerde kimi gençler, sosyal medya alanını teşkilatlanmaya taşısalar da; somut bağ üzerine bir temelde kurulmadığı için, bu örgütlenmeler de uzun vadeli olmamaktadır.

 

Konunun girişinde “FİKİR” kavramını merkeze almıştım. Fikir (düşünce sistemi, teori, ideolojik sağlamlık ve donanımlı olmak) bir mücadelenin kazanılması için temel koşuldur. Farklı bir ifadeyle “HEDEF”e ulaşmak için öncelikle sağlam donanıma sahip olan birey ve çevrelerin bir araya gelmesi gerekir. Ve tabi bu pratik mücadelenin sağlıklı ve sürekli olması için de doğru “ARAÇLAR”ın devreye sokulması…

İnternet medyasının “popüler” olduğu, belli bir çevrenin PDF üzerinden kimi kaynaklara ve kitaplara rahatça ulaşabildiği günümüzde, yayıncılık faaliyeti ve yayın organları üzerinden mücadele yürütmek, ilk bakışta yel değirmenlerine karşı savaşan Donkişotluk olarak yorumlanabilir. Ancak internet üzerinden yürütülen bir faaliyetin, siber saldırı ile rahatlıkla çökertilme ihtimalini, yani güvenlik konusunu geçecek olursak yayıncılık – yayın evi faaliyetinin, bilişim çağında, yavaş ilerleyen ama sürekli ve sağlıklı, daha somut kazanımları olduğunu belirtmek gerekir.

 

Peki, bu kazanımlar nelerdir?

 

Birincisi süreli (aylık, haftalık ) bir yayın organı öncelikle somut bir çalışmayı gerekli kılar. Bir derginin yayına hazırlanma sürecinde yazarlar kendi arasında, yayın evi ile yazar arasında, daha uzun vadede yayın evi – yazar ve okur arasında somut bir bağ oluşur. Yayın organı (dergi, bülten, gazete) baskıya hazırlanırken editör, imtiyaz sahibi, teknik ekip, yasal süreci takip eden kişiler, yayın organını daha fazla sahiplenir.

 

İkincisi, okurla bağ kurmak için somut bir gerekçeniz vardır. Çünkü elle tutulur, gözle görülür, hissedilen bir araca sahip olmuş oluyorsunuz.

 

Üçüncüsü, her an elinizin altında bir ARŞİV bulunmuş oluyor. İnternet sisteminin çökmesi, elinizde tuttuğunuz bir dergiyi etkilemez.

 

Dördüncüsü… Yayın organı baskıya hazırlanırken yazar da, yayın evinde yazıları denetleyen ekip de bir otokontrol mekanizması geliştiriyor. Yazım ve imla kuralları, anlatım bozuklukları, cümle kuruş tarzı yazan için de okuyan için de daha önemli bir hale geliyor. Şu sıralar Türkçenin yoğun saldırılara maruz kaldığı, özellikle gençlerde görülen “Slm”. “Nbr” gibi anlamsız kelimelere bir dergide ya da gazetede rastlayamazsınız.

 

Beş… Fikir mücadelesi somut bir “ürünle” karşınızda duruyor. Kitle iletişim çağında cümleler, simgeler, fotoğraflar ve çizimler üzerinden subliminal (bilinçaltı) iletilerle algıların yönetildiği günümüzde, öz kültürümüzü temsil eden ait bir yayın organı, koruma kalkanı gibi bir işlev görmektedir.

 

Altı… Yayın organları üzerinden yürütülen bir çalışma, fikir mücadelesini eylemli hale getirir. Sadece evimizde, ofisimizde oturarak değil; bir yazıyı yayınladıktan sonra rahatlamak değil, yazarken ve yazdıktan sonra takibi gerektiren bir faaliyettir yayıncılık.

 

Yedi… “Söz uçar yazı kalır.” cümlesindeki kıyaslama, yayın organları için de geçerlidir. İnternet üzerinden yayın yapan bir medya ağı, tek hamlede çökertilir. Ama bir dergi ya da gazeteyi tek hamlede hiçbir güç çökertemez. O yayın evi kapatılsa dahi çıkan dergiler, kitaplar bir “hayalet” gibi şehirlerde, köylerde, evlerde, kampüslerde süzülecektir.

 

Sözün özü, yayıncılık faaliyeti sürdürülmesi zor olan fikir mücadelesinin eylemli halidir. Zordur ama kalıcı sonuçlar almak, bizleri sadece daha zor olanı aşmak için teşvik ediyor.

 

İki yılda kendi adını alan Atayurt Dergisini istikrarlı bir şekilde yayınlayarak 16.sayısına ulaşan, Namık Kemal Zeybek, Yusuf Halaçoğlu, Taner Ünal, Shurubu Kayhan, Bedri Sarıyev gibi önemli araştırmacı ve yazarları bünyesinde bulunduran; 10’dan fazla kitabı yayına hazırlayan Atayurt Yayınevi; bu yüzden fikir mücadelesinin eylemli hali olmuştur. Fikir mücadelesinin bu alanına yoğun emeklerini veren, zamanından, sevdiklerinden, zevklerinden fedakârlık ederek milli mücadeleye ivme kazandırılmasında payları olan Faruk Nesimi Gözübüyükk ve Movsar Gorkem Akcay’a teşekkürü bu açıdan borç bilirim.

 

“Piyasada” dergi olduğunu iddia eden ama farklı medya ağlarında daha önce yazılan makaleleri derleyerek “piyasa” yapmaya çalışan “dergi”leri bir kenara koyacak olursak, Türk okurunun Atayurt ve Atayurt gibi dergilere / yayınevlerine destek olması, açıkçası bir görevdir. Fikir mücadelesinin eylemli hale gelmesi, sadece sokak hareketleri gerçekleştirerek değil; göz göze teması gerektiren yayın organlarına destek olmakla vücut bulacaktır. Bu desteğin bir halkası da okumak ve okutmaktır.

 

 

MİTHAT  AKAR

 

 

ATAYURT Dergimize Abone Olmak İçin Resme Tıklayınız…

 

 

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı