Haber Detayı
09 Ağustos 2019 - Cuma 15:21 Bu haber 3598 kez okundu
 
BÜYÜK TAARRUZ VE MUHTEŞEM ZAFER
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı (26 Ağustos – 9 Eylül 1922)
TARİH Haberi
BÜYÜK TAARRUZ VE MUHTEŞEM ZAFER

 

BÜYÜK TAARRUZ VE MUHTEŞEM ZAFER

 

 

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı (26 Ağustos – 9 Eylül 1922)

 

 

Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu, Sevr andlaşmasıyla Türkiye'nin birçok yerlerinin yabancılar tarafından işgaline imkân sağlamıştı.

 

 

Güneyde, Fransızlar, Adana Gaziantep ve Maraş, İtalyanlar Antalya'yı, Ege ve Marmara'da ise Yunanlılar Ankara'ya kadar uzanan bütün Anadolu'yu işgal altına almışlardı. İstanbul, İngiliz, Fransız, İtalyan işgali altındaydı.

 

Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp, Ankara'da Büyük Millet Meclisini kurmuş, Yunanlılarla Birinci ve İkinci İnönü Savaşları yapılıp ve Sakarya Meydan Savaşı kazanılmıştı.

 

Artık Kurtuluş Savaşının en önemli safhasına gelinmişti.

 

 

Yunan ordusunun Anadolu içindeki sınırı şöyleydi; Gemlik Körfezi, İznik Gölü, Bilecik, Bozdağ Döğer, Teperoğlan Gediği, Güzelim Dağı, Kalecik Sivrisi,  Belen Tepe, Tınaztepe, Çiğiltepe, Ahır Dağ, Çivril, Çal…

 

 

 

25 AĞUSTOS ÖNCESİ

 

 

30 Ağustos arifesinde ise Türk ve Yunan birliklerinin kuvvet duvarları da şöyleydi:

 

 

 

10 Ocak 1922'de Başkomutan Mustafa Kemal ile diğer komutanlar Akşehir'de toplandılar.  Büyük Taarruzun planını görüştüler ve şu ana fikirde birleştiler :

 

 

"Kuvvetlerimizin çoğunu düşman cephesinin bir yanında ve elden geldiğince zayıf yanında toplanarak, kesin sonuçlu bir meydan savaşı yapılmalıdır. Bunun için kuvvetlerimizin büyük bir kısmım Afyon güneyinde, Akarçay ile Dumlupmar karşısına düşen bölgede toplamak gereklidir. Düşmanın en önemli noktası burasıdır. Çabuk ve kesin sonuca buradan taarruzla varılabilir.

 

Ana fikri bu olan plan üzerinde aylarca çalışıldı. Temmuz ayının sonunda herşey hazırdı.

 

 

Ankara'ya dönen Gazi Mustafa Kemal taarruz kararını Bakanlar Kurulu'na ve Meclis'e açıkladıktan sonra / Ağustosun sonunda otomobille Konya’ya hareket etti. Aynı günlerde gazeteler Başkomutanının Çankaya köşkünde çay partisi verdiğini yazıyordu.

 

 

Başkomutan Grap Cephesi karargahında son durumu inceledikten sonra 1 ve 2. Ordu komurtanları da çağrıldı ve onlara plan anlatıldı. Artık herşey son emrin verilmesine kalmıştı.

 

 

Türk Orduşunun Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal 20 Ağustos 1922 günü saat 16:00'da kesin emrini verdi:

 

Düşmana 26 Ağustos sabahı fecirle birlikte düşmana taarruz edilecektir…

 

 

 

İKİNCİ ORDU YIĞINAĞI TAMAMLANDI

 

 

 

Taarruzun 26 Ağustosta başlayabilmesi için kuvvetlerimizin 24 Ağustos akşamına kadar taarruz bölgelerinde bulunmaları gerekiyordu, ikinci Kolordu Aziziye (Emirdağ) dem, Dördüncü Kolordu Bolvadin'den, Birinci Kolordu Çay'dan Afyon güneyi bölgesine, Süvari kolordusuda IIgın'dan Sandıklı'ya yürüyecekti.

 

 

Yedi sekiz gün sürecek olan bu yürüyüşlerin düşman uçaklarından ve casuslarından gizlenmesi çok önemliydi. Bunun için gece yürüyüşleri yapılmış, gündüzleri de konaklamada ağaçlıklar ve örtülü yerler seçilmişti.

 

Bu arada alınan tertiplerin, " düşman taarruz hazırlıklarına karşı savunma amacıyla yapıldığı" etrafa duyuruluyordu. Birinci Ordu 24 Ağustos akşamına kadar yığınak bölgesinde toplanarak, birlikler gerekli hazırlıkları yapmak fırsatını buldular.

 

 

Karargahını Şuhut kasabasında kuran Başkumandanımız da yapılan işleri yakından izlemekteydi.

 

İkinci Ordumuzun tertiplenmesi nisbeten kolaydı. 41. Tümen düşmanın Seyit Gazi mevzii karşısında, 6. Kolordu da Afyon kuzey cephesinde bulunuyordu. Yalnız 61. Tümen Sivrihisar batısından düşmanın kuzey kanadına (Burhaniye'ye), Süvari Tümeni bunun kuzeyine (Yapıldak-Bahşayiş) bölgesine yürütüImüş, Birinci Tümen de ihtiyat olarak Bağlarca'da toplanmıştı.

 

 

Birinci Ordu bölgesinde sağdan itibaren sekizinci, ondördüncü ve altıncı tümenler cepheyi örtmekteydi. Dördüncü Kolordu 8. Tümenin gerisinde ve Kocatepe'nin doğusunda, Birinci Kolordu 14.Tümenin gerisinde ve Kocatepe'nin batısında, Süvari Kolordusu da Sandıklı'da toplandılar.

 

Kolordular toplanma yerine yürürken düşmanın kuzeyden İkinci Ordumuza taarruz etmesi tehlikeli bir durum yaratabilirdi. Birinci Ordu tamamen toplandıktan sonra tehlike azalmıştı.

 

 

 

25 AĞUSTOS   -  YIĞINAK

 

 

 

O gece Afyon'da balo verilecekti. Yunan kuvvetlerinin yüksek rütbeli subayları, gün boyunca bu balonun hazırlıkları ile meşguldüler. Bütün konuşmalar balo üzerineydi.

 

 

Türklerin ertesi günü büyük bir taarruza geçecekleri çok kimsenin aklının kıyısından geçmiyordu. Gerçi bu taarruzun günün birinde gerçekleşeceği ihtimalini daima gözönünde tutmuşlardı. General Trikopis 30 bin kişilik bir Türk kuvvetinin Afyon'un güney bölgesjnde toplandığını bir casus mülteciden öğrenince ihtiyatta bekleyen 2. Kolordunun, Eğret'teki 7. tümenini güneye, Balmahmut yönünde yürüyüşe geçirmişti. Fakat, tehlikenin hemen kapının arkasında bulunduğunu tahmin edebilenlerin sayısı pek azdı.

 

 

Oysa Türk Ordusunun kumandanları Büyük taarruzun ayrıntılı son hesaplarını yapıyordu. İkinci ve 4'üncü kolordularla takviye edilen 1. ordumuz asıl taarruzu yapacaktı. Ve bu taarruz Ahırdağı Akarçay arasında 9 tümenle gerçekleştirilecekti. Cephe 40 kilometre genişliğindeydi. Her tümene 4 - 5 kilometrelik bir cephe düşüyordu.

 

 

Tali taarruz görevi verilen 2. ordu ise Eskişehir doğusundaki 3.Yunan kolordusu ile diğer yörelerinde ihtiyatta bulunan 2. Yunan kolordusunu tesbit edecek, olduğu yerde kalmasını sağlayacaktı.

 

 

 

MUSTAFA KEMAL BÜYÜK TAARUZDAN ÖNCE AKŞEHİRDE

 

 

Artık hazırlıklar tamamdı. Bir gün önce Akşehir'den Şuhut kasabasına alınan Başkomutanlık karargâhı şimdi de Kocatepe'nin güney batısındaki çadırlı ordugâha taşınmıştı. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Cephe Komutanı İsmet Paşa ve 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ertesi sabah Kocatepe'de bulunuyorlardı.

 

Ve nihayet,

 

Akşam güneş dağların arkasında kaybolduktan sonra asıl taarruz bölgesindeki birliklerimiz, hazırlık mevkilerine doğru yola çıkmağa başladı.

 

 Ay hilal şeklindeydi.

 

Türk ulusunun bayrağı gökyüzüne resmedilmişti adeta.

 

Bu, hayırlı bir başlangıçtı.

 

 

Ayın hafif ışığı askerlerimizin yolunu aydınlattığı gibi, harekatımızı da düşmanın gözünden saklıyordu. Birliklerimiz böylece düşman mevzilerine 800-1000 metreye kadar yaklaşmak olanağını elde ettiler.

 

5. Süvari kolordusunun cepheye varışı daha güç şartlarda olacaktı. Kolordu Komutanı, Ahırdağından Sincanlı ovasına ulaşan bir patikanın varlığını öğrendi. Tokuşlar köyünden Haydar Ağa da "Bu geçit gündüzleri bir süvari bölüğü ile tutuluyor. Ama geceleri bu kuvveti geri çekiyorlar" demişti.

 

Ovaya giden en uygun yol burasıydı.

 

Ancak bu patika ormanlık bir kesimdeydi. Üstelik çevre sarp dereler ve uçurumlarla doluydu.

 

 

Gecenin karanlığında bu yollardan geçmek kolay değildi. Köylü, kılavuzlar bölgeyi çok iyi tanıyorlardı. Sonunda bütün güçlükler yenildi.

 

 

Süvari kolordumuz sabah olurken (26 Ağustos sabahı) kol başıyla boğazı geçmeyi başardı. Kol sonu gelinceye kadar gerekli keşif ve emniyet tedbirleri alınmıştı.

 

Taarruzun başlamasına şimdi az bir zaman kalmıştı. Ve süvari kolordumuzu büyük görevler bekliyordu.

 

 

 

26 AĞUSTOS SABAHI SAAT 06:00’DAKİ DURUM

 

 

 

 

 

Sabahın erken saatlerinde bütün cephede başlayan topçu ateşinden sonra hücuma geçen 4. Kolordu (Krokide alt kısım) saat 06.30'da Kaleciksivrisi, Poyralıkaya mevzilerini ele geçirdi. Erkmentepe'de ise geceyarısına kadar devam eden çarpışmalarda tepe birkaç kere el değiştirdi.

 

Sonunda yalnız birinci hat mevzileri bizde kaldı.

 

 

1. Kolordu birlikleri de Belentepe'yi tamamen, Tınaztepe'yi kısmen ele geçirdi.

 

Çiğiltepe bugünlük düşman elinde kalacaktı. Gece Ahır dağlarını aşarak ovaya inen 5. Süvari Kolordusu (Altta solda) düşmanın ulaştırma kollarını kılıçtan geçirdi. Tali taarruz bölgesindeki (Sağ taraf) 2. Ordumuza bağlı birlikler ise devamlı gösteri taarruzları yaparak düşmanın asıl taarruz bölgesini öğrenmesine engel oldular. Tali taarruz bölgesinde taarruz erken başladığı için Yunanlılar 2. Kolordularına bağlı bir tümeni buraya gönderdiler.

 

Bir gün önce de bir tümeni Balmahmut'asevketmişlerdi.

 

 

Bu iki tümenin elden çıkması düşmanı önemli bir ihtiyattan yoksun bırakmıştı. Bugün yapılan taarruzlar sonunda 1.Ordumuza bağlı birlikler Büyükkalecik'ten Çiğiltepe'ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdiler. Ancak yarmanın tamamlanması bugün gerçekleşmedi.

 

Günün özeti şöyleydi;

 

Bütün cephedeki taarruzlarımız başarılı olmuştu ve süvarilerimizin de etkisiyle Yunan kuvvetlerinde şaşkınlık belirmişti. Afyon'u boşaltmağa başladılar…

 

 

Beklenen an gelmişti artık.

 

Mehmetçiğin de daha fazla beklemeğe tahammülü yoktu.

 

 

Fecirle birlikte bütün cephede topçu ateşi başladı. Sabahın alaca karanlığında gökyüzünde ateşten izler bırakan mermiler düşman mevzilerini aralıksız dövüyordu.

 

Bu, kelimenin tam anlamıyla bir "Baskın"dı ve Yunan topçusu gafil avlanmıştı.

 

İlk anda ateşimize karşılık veremediler. Aradan bir süre geçtikten sonra kendilerine gelip 4. ve 1. kolordu bölgelerinde ateşe başladılarsa da bu, etkili olmadı.

 

 

Sabah, 15 dakikalık tanzim atışından sonra başlayan ve bir buçuk saat kadar süren yıldırım sağnakları ve tahrip atışları avcı hatlarımızın işini kolaylaştırmıştı. Nitekim karanlıkta ilerleyen birliklerimiz kısa zamanda düşman mevzilerine ulaştılar.

 

Subay ve erlerimiz bu arada her Türk'ün kalbini kıvançla kabartacak fedakarlık ve kahramanlık örnekleri veriyorlardı.

 

 

Özellikle Belentepe kesiminde ön yamaçlardaki çalılıklar topçu ateşiyle yanmış geniş bir alan ateş ve duman içinde kalmıştı. Avcılarımız bu ateş çemberi içinden geçerek hedefe doğru ilerlemekteydi.

 

Askerlerimizin bir kısmı yanarak şehit olmuştu.

 

Taarruzun ilk günündeki askeri harekat şöyle özetlenebilir :

 

 

Asıl taarruz bölgesinin doğusundaki 4. kolordu saat 06:30'da Kaleciksivrisi, Poyralıkaya mevzilerini ele geçirdi. Erkmentepede ise hücumlar gece yarısına kadar sürmüştü. Tepe birkaç defa el deriştirdi, sonunda yalnızca birinci hat mevzileri bizim elimizde kaldı.

 

4. kolordunun batısında taarruz eden 1. kolordu Belentepeyi tamamen, Tınaz tepeyi de kısmen ele geçirdi, Çiğiltepe ise halâ düşmanın elindeydi.

 

Gece binbir güçlükle Ahır dağlarını aşarak ovaya inen 5. süvari kolordusu ilk iş olarak düşmanın ulaştırma kollarını kılıçtan geçirdi. Arkasından da düşmanın İzmir'le ulaşım ve haberleşme bağlantısını sağlayan demiryolunu birkaç yerden tahrip etti. Bu, bir dereceye kadar, düşmanın başı gövdesinden ayrılmıştı, anlamına gelebilirdi.

 

 

Tali taarruz birliklerimizin yaptığı gösteri taarruzları ise düşmanı adamakıllı yanıltmıştı. Bunun sonucunda 2. kolordu bölgesindeki taarruz erken başladığı için Yunanlılar 2. kolordudan bir tümeni bu bölgeye gönderdiler. Bu tümenin bölgede bağlanması, bir gün önce Balmahmut bölgesine gönderilen tümenle birlikte elden çıkması Yunanlıların kuvvetli bir ihtiyattan yoksun kalmaları sonucunu verecekti.

 

Gerçekten aldanmışlardı ve ihtiyatlarını parçalamakla stratejik bir hataya düşmüş oluyorlardı.

 

Bu durumda bir karşı taarruz yapmaları imkansızdı.

 

Yapılan taarruzlar sonunda 1. ordu birliklerimiz Büyükkalecik'ten Çiğiltepe'ye kadar 15 kilometrelik bir bölgede Yunanlıların birinci hat mevzilerini ele geçirdiler.

 

Fakat yarmanın tamamlanması bugün mümkün olmadı.

 

Bütün cephedeki Türk taarruzlarının, süvarilerimizin de etkisiyle başarıya ulaşması Yunan kuvvetlerinde büyük bir şaşkınlık meydana getirmişti. Bu nedenle Afyon'u boşaltmaya başladılar.

 

 

 

27 AĞUSTOS YUNAN CEPHESİ YARILDI

 

 

 

Bütün cephede taaruzlarımız yeniden başladı. Ardı ardına süngü hücumları yapılıyordu. Bunun sonucunda Yunan mevzileri ele geçirildi.

 

Öğleye doğru düşman cephesi tamamen yarılmıştı.

 

Yunanlılar Afyon ve ve Sincanlı ovasına döküldüler.

 

En şiddetli çarpışmalar 4.Kolordu cephesinde Erkmen tepeleri ile 1.Kolordu cephesinde de Tınaztepe'de oldu. ( Krokide altta)

 

 

4. Kolordu Kumandanı, Erkmen tepelerinin alınmasına çok önem veriyordu, Taarruza yakından yönetmek için 5. tümenin muharebe idare yerinde bulunmaktaydı.

 

Askerlerimizin kahramanlık destanları, yarattığı çarpışmadan sonra tepe ele geçirildi.

 

Bu arada Kurtkaya tepesi de alınmıştı. 1. Kolordu birlikleri de Tınaztepe ve gerilerini tamamen işgal ederek düşmanı Sincanlı'ya artı.

 

Günün öteki harekatı şu şekilde gelişti:

 

2 .Ordu cephesinde (sağda) 61.Tümen Kazuçuran tepesini, 17. Tümen de Kırantepe, Dedesivrisi mevzilerini işgal etmişti.

 

Akşam saat 17:30'da 4. Kolordunun 8. Piyade Tümeni Afyon'u kurtardı. 5 .Süvari Kolordusu bir tümeni ile Balmahmut'a çekilmekte olan Yunan birliklerini bozguna uğrattı. İki tümeniyle de İlbulak dağını aşarak Yunan ihtiyat kolordusunun bulunduğu bölgeye doğru yürüyüşe devam etti. 2. Ordu birlikleri ile bağımsız 6 .Tümen ( solda altta) gösteri taarruzlarını sürdürdüler.

 

Türk kuvvetleri hesabına çok önemli başarılarla dolu olan bu günde ilginç bir durum dikkati çekiyordu.

 

Taarruzun ilk gününden beri anlaşmazlık içinde bulunan Yunan komutanları şimdi bir fikir etrafında toplanmışlardı.

 

Kaçınılmaz akıbet elle tutulur gibi apaçıktı.

 

Hayati noktaları ele geçiren Türk'ler duracağa benzemiyordu. Yapılacak tek şey vardı: Karşı taarruz gibi düşüncelerden vazgeçip İzmir yönünde geri çekilmek.

 

Bizimkiler ise bunun tamamen tersine, ilk günden beri varlığını htiren anlaşma havasını yitireceğe benzerlerdi.

 

Çünkü çekilmeye karar veren Yunanlıları derhal kovalamak mı, yoksa ihtiyatlı hareket etmek mi gerektiği konusunda iki ayrı görüşün ortaya çıktığı anlaşılıyordu.

 

Üstelik iki zıt emir de vardı.. Kısacası durum o günkü şartlar içinde anormaldi.

 

Ama sonunda iki görüş ve bu görüşlerin uygulaması da tek noktada birleşti: "Her şey iyiye doğru gidiyordu."

 

Gün, yine Türk birliklerinin taarruzlarıyla başladı.

 

Her an bir insanın ağaç gövdesi gibi yere yıkıldığı süngü ‘hücumları ardı ardına birbirini izliyordu.

 

Akan kanlar oluk oluktu.

 

Mehmetçik, göğüs göğüse çarpışmalarda Türk'ün üstünde hiç bir kuvvetin bulunmayacağını bir kez daha gösterecekti…

 

Nitekim öğleye doğru düşman cephesi tamamen yarılmıştı.

 

Taarruzun ikinci gününde en şiddetli çarpışmalar Erkmen tepeleri ve Tınaztepe'de geçti.

 

Çarpışmalarda öyle bir an geldi ki " iki tarafın topçu ateşinin etkisiyle taarruz bölgesi volkan gibi kaynıyor, dumanlar hareketlerin takibine izin vermiyordu. "

 

Sonunda kahraman birliklerimiz boğaz boğaza çarpışmalardan sonra Kurtkaya ve Erkmen tepeleri, ile Tınaztepe'yi ele geçirerek düşmanı Sincanlı ovasına sürdüler.

 

Afyon ve Sincanlı ovasına dökülen Yunanlılar çekilmeye başladılar.

 

Bütün bunlar saat 10:00'a kadar olmuştu.

 

Sadece en solda Ciğil tepeye taarruz eden tümenimiz henüz hedefine varmış değildiler.

 

 

Buna üzülen Tümen Komutanı Albay Reşat Bey intihar etti.

 

Birinci Cihan Harbinde Muş'un zaptında üstün yararlığı görülen ve bundan ötürü 16 Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın takdirlerini kazanan kahraman komutan,

 

Afyon taarruzunda en geride kalmağa tahammül edememişti.

 

Az sonra Çiğiltepe de zaptedilecek, fakat ne yazıkki kendisi bu zaferi göremiyecekti…

 

Sonra Türk askerinin başarılarını birbirini kovaladı. Akşam üzeri saat 17:30'da bir tümenimiz Afyon’a girmişti. Bu tümenin bağlı olduğu kolordunun öteki tümenleri geceyi Afyon'un batısındaki kayalıklarda geçirdiler.

 

5. Süvari Kolordusu da bir tümeni ile Balmahmut'a çekilmekte olan Yunan birliklerine taarruz ederek bozguna uğratmıştı.

 

Bu kolordumuz öteki iki tümeniyle İlbudak dağını aşarak Yunan ihtiyat kolordusunun bulunduğu bölgeye doğru yürüyüşe devam etti.

 

İkinci gün çarpışmaları sonunda her tepenin, her toprağın zaptedllmesi kısacası Türk'ün Türk'e kavuşması göz yaşartıcı görünümler yaratıyordu.

 

 

Köylü kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar kahraman subay ve erlerimizin ellerine sarılıyorlar, onları öpüyor, öpüyorlardı.

 

Gözlerinde esaretten kurtulmanın sevinci, kendisiyle aynı kandan olanla aynı havayı teneffüs etmenin mutluluğu vardı...

 

Ufuk aydınlanmıştı.. Dökülen kanlar iyi günlerin müjdecisiydi...

 

 

 

28 AĞUSTOS DÜŞMAN KAÇIYORDU

 

 

 

Düşman kuvvetleri çekilmeye çalışıyorlardı.

 

4. Kolordu birlikleri Balmahmut dolaylarında çekiImekte olan 4. Yunan tümenine taarruz ettiler. Muharebe çok şiddetli oldu.

 

Bir saat sonra düşmanın perişan bir halde Resul Baba dağına doğru çekildiği görülüyordu.

 

 

Çekilirken de üç ağır topla iki dağ topunu bırakmışlardı.

 

1. Kolordu düşman kuvvetlerinden önce Dumlupınar mevzilerini ele geçirmek için batı yönünde yürüyüşüne devam etti.

 

 

General Trikopis, Sincanlı ovasının kuzeyindeki sırtları 1. ve 7. tümenlerle tutarak öteki tümenlerini ilbulak dağı üzerinden Dumlupınar'a doğru çekmek istiyordu.

 

Fakat bu birlikler panik halinde çekildikleri ve süvarilerimizin baskısı altında oldukları için emredilen mevzii tamamen tutamadılar.

 

Bu durumda tümen Kumandanı Dumlupınar mevziine çekilmeye karar verdi.

 

Bunun uygulanması güçtü.

 

Nevarki şans Yunanlı generale gülecekti .

 

Bir önceki akşama bu düşman grubunun gerisinde bulunan Süvari Kolordusu daha geniş bir kuşatma yapmak amacıyla yalnız birinci tümeni bırakarak öteki iki tümeni ile kuzeye doğru hareket etmişti, iki Yunan tümeni böylece bazı birliklerimizin de cephe değiştirmesi sonucunda açık kalan alandan Dumlupınar mevzilerine çekilmeyi basardılar.

 

Bugün ayrıca 2 .Kolordu, 4. Kolordumun doğusundan ilerleyerek Köprülü Araplı çiftliği bölgesine yanaştı ve 2. Ordu ile irtibat sağladı.

 

 

5 .Süvari Kolordusu da çekilmekte olan düşman kuvvetlerine ve Eğref bölgesinde ihtiyattaki düşman kolordusuna baskınlar yaptı.

 

Bugün üçüncü gününe ulaşan savaşm lehimize gelişmesi baş döndürücü bir hızla oluyordu.

 

O kadar hızla oluyordu ki , komutanlarımız ve birliklerimiz zaman zaman bu hız karşısında kendilerini frenlemekte güçlük çekiyorlar ve bunun sonucunda da bazı "Sürpriz" durumlar ortaya çıkıyordu.

 

"Bazan, bir yere gelince durmakta yarar vardır" denirken, anlatılmak istenilen şuydu:

 

Kayıtlara göre, demiryolunu kesen Süvari Kolordumuz cephe yarıldıktan sonra derinlere dalmış ve bu yüzden düşman için batıya çekilmek imkanını veren bir gedik bırakmıştı.

 

Yunanlılar da gedikten çekilmeye başladı.

 

Bu arada iki Yunan tümeni çekilmeyi başardı.

 

Bununla beraber söz konusu hükmün hala tartışma konusu olabileceğini hatırdan çıkarmamak gerekir.

 

 

Örneğin bazı uzmanların kanısına göre, "Cephe yarıldıktan sonra Birinci Ordunun da düşmanı kuşatacak şekilde ilerl.emesi lazımdı. Bu takdirde süvarinin yerinde kalması doğru olamazdı. "

 

Aslında bütün bunlar geçici durumlardı ve sonuca etki yapacak nitelikte değildi.

 

Esas sorun düşmanın mağlup edilip vatandan kovulması idi ve aradan yıllar geçtikten sonra "hata" denilen bu küçük olaylar, harfi harfine uygulanan plânlarla birleşince, Türk'ün büyük zaferini doğurmuşlardı.

 

Nitekim üçüncü günün özeti bile büyük sonuçla ortak bir hava taşımaktadır :

 

"Birinci ve İkinci orduların kıskacı ile, düşman gerilerine dalan Süvari Kolordumuzun çemberi Yunanlıları torba içine almağa başlamıştır. "

 

 

28 Ağustos 1922 günü Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Karargâhı Afyon'a, Birinci Ordu Karargâhı da Balmahmut'a taşındı.

 

Düşman kuvvetleri çekilmeye devam ediyorlardı. 4. Kolordu Birlikleri Balmahmut dolaylarında 4. Yunan tümenine taarruz ettiler.

 

Bu Yunan tümeni kendisini müdafaa hattı gerisinde emniyette sandığı için ayrıca tedbir almağa gerek görmemiş, yürüyüşe hazırlandığı sırada vadi içinde baskına uğramıştı.

 

Bir saat kadar süren şiddetli çarpışmadan sonra düşman perişan bir halde Resul Baba dağına doğru çekiliyordu.

 

Düşman askerleri artık kendi hallerine bırakılabilirdi.

 

Çünkü onlardan bir zarar gelemezdi. Sonra bizim bir tümenimiz Balmahmut istasyonu etrafında toplandı. İstasyondaki depolar ağzına kadar yiyecek, cephane ve malzeme doluydu.

 

Tabii bunları gören askerlerimizde yorgunluktan eser kalmıyacaktı . Herkes memnun, herkes neşeliydi.

 

 

4. Kolordu birliklerinin yanı sıra 1. Kolordu da, Yunan kuvvetlerinden önce Dumlupınar mevzilerini ele geçirmek için batı yönünde yürüyüşüne devam etti. Ancak 1. ve 7. Yunan tümenleri Dumlupınar mevzilerine çekilmeyi başardılar.

 

 

 

30 AĞUSTOS ZAFER BİZİM

 

 

 

Başkumandan Mustafa Kemal Paşa 1 . Ordu karargahındaydı.

 

Genel kurmay Başkanını 2. Ordu karargahına göndermişti. Batı Cephesi Kumandanı da genel durumu yönetmek üzere Afyon'da kaldı.

 

Öğleden sonraya kadar devam eden yağmur ve sis Yunanlıların Adatepe bölgesinde savunma düzeni almalarını kolaylaştırmıştı.

 

Harekatı yakından izleyen ve yöneten Başkumandan, 1. Ordu Kumandanı ve 4 . Kolordu Kumandanı ile birlikte Zafer tepe'deki 2. Tümen gözetleme yerine geldi.

 

Çalköy - Allıören yolu ile Kızıltaş deresine doğru çekilmeye çalışan iki Yunan tümeni 16. ve 61. tümenlerimiz tarafından çember içine alındı.

 

Böylece Allıören Keçiler - Kızıltaş deresi yolunun iki yanında 4-5 kilometrelik bir açıklık hariç, Yunan birlikleri tamamen sarılmış oluyordu.

 

Saat 17.00'de başlayan ve gittikçe şiddetini arttıran topçu ateşinden sonra Saat 18.30'da Başkumandan "Süngü hücumu ile düşmanı atarak Adatepe'yi kısa zamanda ele geçirin" emrini verdi.

 

Bu emir kısa zamanda yerine getirildi ve Yunan kuvvetleri susturuldu.

 

Düşman mevzilerinin içine girerek derinliklerinin İçine girerek derinliklerine doğru ilerlemeğebaşlayan 2. ve 5, Kafkas tümenlerinin batısındaki 23. Tümen Adatepe'yi ele geçirmişti.

 

 

Hareket ilerledikçe çevre daralıyor, dolayısıyla birliklerimizin ateşi birbirlerine zarar vermeye başlıyordu. Bu nedenle ve bir yanlışlığı önlemek için birliklere oldukları hatlarda kalmaları emredildi.

 

2. Tümenin 126. Alayına emir ulaştırılamamıştı, ileri harekata devam eden bu alay saat 22:30'da hücuma geçerek Yunanlıları son mevzilerinden atıyor ve böylece Adatepe bölgesi düşmandan tamamen temizlenmiş oluyordu.

 

Yunanlıların, şimdi başkumandanları, kumandanları, yüksek rütbeli subayları ve askerleriyle , kaçmaktan başka çareleri kalmamıştı.

 

 

Ve, Türk Ordularına İzmir'­in yolları açılmıştı...

 

 

 

HÜCUM

 

 

Söz sırası O'nundu...

 

 

Şimdi, Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin Başkumandanı Mustafa Kemal Paşa'yı dinliyoruz :

 

"29 - 30 Ağustos gecesi sabaha karşı (Garp Cephesi Harekat Şubesi Müdürü Tevfik Bey, bermutad o saata kadar muhtelif karargâhlardan ve her taraftan gelen raporlara göre, har ita üzerinde tesbit ve işaret ettiği vaziyeti umumiyeyi Cephe Kumandanı İsmet Paşa'ya göstermiş ve o da 'derhal Paşaya göster' emri ile Tevfik Bey’i yanıma göndermişti.

 

Karahisar Belediye Dairelinde bana tahsis edilen odada yatmakta idim.

 

Beni uyandıran Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya baktım. Haritada gördüğüm şey şu idi ki, ordularımız düşman kuvayi mühimmesini şimalden, cenuptan, garptan ihataya müsait bir vaziyet almış bulunuyorlardı. Şu halde tasavvur ettiğimiz ve azami netayiç temin edeceğini ümit ettiğimiz vaziyetler tahakkuk ediyordu.

 

"Derhal Fevzi ve İsmet Paşaları çağırınız" dedim. Üçümüz toplandık.

 

Vaziyeti bir daha mütalaa ettik ve katiyetle hüküm ettik ki Türk'ün hakiki halas güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şa'şaası ile tulü edecektir.

 

Bu karara göre ordulara saat 06:30'da yeni emir ve talimat yazıldı .

 

Fakat durum o kadar mühim, o kadar sürat ve şiddet talep ediyordu ki bu tahriri emirle iktifa etmek muvafıkı ihtiyat olamazdı.

 

Onun için Fevzi Paşa hazretlerinden bizzat Altıntaş ve cenubundan hareket eden İkinci Ordumuzun ve bunun garbında bulunan Süvari Kolordumuzun nezdine giderek tasavvurumuza göre harekatı tanzim buyurmasını kendilerinden rica ettim.

 

Dördüncü Kolordusu ile istihdaf ettiğimiz düşman kısmı küllisini cenuptan takip eden Birinci Ordu karargâhına da bizzat ben gidecektim. İsmet Paşa'nın da Rarargâhta kalıp vaziyeti umumiyeyi idare etmesini münasip gördüm. "

 

Mustafa Kemal Paşa en kısa zamanda Birinci Ordu karargâhına gitmişti.

 

Karargâhta bir süre kalarak gerekli emirleri verdi. Karargâha ardı ardına düşman esirleri getiriliyordu. Bunlardan biri erkanı harp (Kurmay) zabiti idi.

 

Büyük Kumandan, bu subayla görüşmesini şöyle anlatmaktadır :

 

 

"Zavallı, verdiği malûmat meyanında, istemiyerek, Başkumandan vazifesini alan General Trikopis'inve 2. Kolordu Kumandanı General Diyenis'in de bizim çevirmek istediğimiz çemberiniçinde bulunduğunu ifade etmişti. Derhal yanımda bulunan Ordu Kumandanına 'Kemalettin Paşa'yı bulunuz. Bizzat Trikopis ile bütün düşman generallerini behemehal esir etmesini söyleyiniz' dedim. Bu emir derakap telefonla tebliğ olundu. Zavallı esir zabit, benim bu emrimi işitir işitmez, ikram ettiğim çayı içemiyerek büyük bir baygınlık geçirdi. .. "

 

"Muharebe vaziyetini gözümle görmek benim için mukavemetsiz bir ihtiyaç idi" diyen Mustafa Kemal Paşa daha fazla ordu karargâhında kalamıyacaktı.

 

Ordu Kumandanını da yanına alarak 4. Kolordu Kumandanının gözetleme için bulunduğu tepeye gitti.

 

"Çal köyü garbında ve şimalinde patlayan topların tarakalarını işitiyordum. Oradan vaziyeti dürbünle tetkike uğraşmak bana sıkıntılı geldi. Daha ileriye, ateş yerine gitmek için kati bir lüzum ve ihtiyaç hissediyordum.

 

Bir te peyi gösterdim,

 

'Oraya gitmek lâzımdır, buyrun, gidelim’ dedim.

 

Otomobillere atladık, bu tepeye gelen yola dahil olduk. Arasıra güzergâhımızın soluna düşman mermileri düşüyordu. Dördüncü Kolordunun fırkaları şarktan garba güzergâhımızı kat ederek seri hatvelerle ilerliyorlardı. "

 

Evet, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa saatlerin 14:00'ü gösterdiği sırada tepeye çıkmış bulunuyordu.

 

Ve, Başkumandanlık Meydan Muharebesi de bu anda başlamıştı.

 

Yunanlılar çevre savunması düzenindeydiler. Bütün ağırlıkları ile topçuları ortada bulunuyordu.

 

İki Yunan tümeni, kolordu bağlı birlikleri ve ordu ağırlıkları Çalköy - Allıören yoluyla Kızıltaş deresine doğru çekilmeye çalışıyorlardı.

 

Fakat kuzeyden ilerleyen iki tümenimizin taarruzlarıyla durduruldular. Bunun üzerine bu birlikle kuzey yönünde mevzie girerek savunmaya geçtiler ve çember içine alındılar.

 

Allıören Keçiler - Kızıltaş deresi yolunun iki yakasınında 4-5 kilometrelik bir açıklık hariç, Yunan birlikleri tamamen sarılmıştı.

 

1. Ordunun 25. Ağır Topçu Alayı saat 17:00'de ateşe başladı.

 

Bunu bütün cephe topçusunun ateşi izledi. Ateş hızı son kerteye kadar yükseltildi.

 

Ardından 11. ve 5. Kafkas tümenleri ileri atıldılar.

 

Başkomutan,

 

Saat 18:30'da " Süngü hücumu ile düşmanı atarak Adatepe'yi kısa zamanda ele geçirin" emrini verdi.

 

Bu emir Türk askeri için bir "müjde" niteliğindeydi ve ağızdan ağıza taarruz kademesindeki bütün birliklere yayılıvermişti. Birliklerimiz birbirleriyle yarışırcasına ileri harekata devam ettiler.

 

Çarpışmanın bu kısmını Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatır:

 

"Düşman Başkumandanının şu karşıki tepede son gayretiyle çırpındığını görüyor gibiydim. Artık toplarının, tüfeklerinin, mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü hassa kalmamıştı.

 

Bu ovadan şimal ve cenuptan birbirini velyeden avcı hatlarımızın guruba yaklaşan güneşin son şuaatıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görülüyordu.

 

Düşman mevziini saran bir daire üzerinde mevzi almış olan bataryalarımızın fasılasız, amansız ateşleri düşman mevziini içinde barınılmaz bir cehennem haline getiriyordu.

 

Güneş mağribe yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda hissediliyordu.

 

Bir an sonra cihanda büyük bir inhidam olacaktı ve beklediğimiz halas güneşinin tulü edebilmesi için bu inhidam lâzımdı. Zulmetler içinde bu inhidam vukubulmalı idi.

 

Hakikaten, semanın karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşman dolu olan sırtlara hücum ettiler.

 

Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Kamilen mahvolmuş, perişan bir bakiyetüssüyuf (Kılıç artığı) kitlesi bulunuyordu.

 

Kendilerinin dediği gibi, pürhavfülerzân (Korkudan titreyen), bişekil bir kitle, acip bir halita halinde firar için kaçacak yer arıyordu. . . "

 

Evet, durum böyleydi işte.

 

Gece Adatepe ele geçirildikten sonra harekatın bir gün sonraya bırakılması uygun görüldü.

 

Bu konudaki emri alamayan bir alayımız ileri harekatına devam edecek ve Yunanlıları son mevzilerinden atacaktı. Böylece Adatepe bölgesi düşmandan tamamen temizlenmiş oluyordu.

 

Ancak bu arada General Trikopis, General Diyenis, birçok tümen komutanı ve 800 kadar döküntü Kızıltaş bölgesinde açık kalan yerden kaçmayı başarabildiler.

 

Afyon - İzmir mihverinde Kaplangı dağı bölgesinden bozgun halinde geri çekilen 1, 2 ve 7'inci Yunan tümenleri ile Kızıltaş deresi ve civarındaki dağlara kaçan döküntülerden başka, Türk Ordusunun karşısında İzmir'e kadar muharebe edecek Yunan birliği kalmamıştı.

 

Evet, düşman kaçıyordu…

 

Kaçarken de bütün motorlu ve tekerlekli araçlarını, cephane ve malzemeden çoğunu muharebe meydanında bırakıyordu…

 

 

GN. LÜTFİ GÜVENÇ (o tarihte mülâzım) ,

MUSTAFA KEMAL'İN TEBRİK MESAJINI ZAFERDEN SONRA ASKERLERİNE OKUYOR

 

 

 

 

DERLEYEN VE HAZIRLAYAN:

ARAŞTIRMACI YAZAR - ERKAN BOZKURT

 

Erkan Bozkurt Yazıları Atatürkçü Medya'da...

 

 

Okumak İçin Tıklayınız;

 

Atatürk’ün Kendi Anlatımıyla 30 Ağustos Zaferinin Hikayesi

 

 

 

 

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı