Haber Detayı
07 Ekim 2018 - Pazar 14:02
 
ATATÜRK VE CUMHURİYET
Cumhuriyet, devlet şekli, biçimi olduğu kadar uygulanan siyasî rejimin adıdır. Aynı zamanda Türk İnkılâbını da ifade eder. En ileri ve en gelişmiş devlet şeklidir.
ATATÜRK'E DAİR Haberi
ATATÜRK VE CUMHURİYET

 

ATATÜRK VE CUMHURİYET

 

 

Atatürk’ün cumhuriyetin kuruluşundan önce cumhuriyete nerede ve ne zaman karar verdiği sorusu sık sık dile getirilmiştir. Kendi içinde ulusal bir giz olarak sakladığı “cumhuriyet” düşüncesinin Atatürk’ün cumhuriyetin kuruluşundan sonraki konuşmalarında görülmesini, doğal karşılamak gerekir. Atatürk daha İkinci Meşrutiyet döneminden önce, saltanatın yıkılmasının gerekliliğini ve yerine cumhuriyet rejiminin getirilmesinin zorunluluğunu açıklamaktadır.

 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Ulus Gazetesi”nde yayınladığı bir makalesinin konusu şu olmuştur: “Genç Harbiyeli Mustafa Kemal, cumhuriyetçiliği kimden öğrenmiştir?” Bu sorunun cevabını, Namık Kemal ve Ziya Gökalp’in Atatürk üzerinde yapması muhtemel etkiler üzerinde durarak, “Fikir tarihimizin hiçbir safhasında bunu bulmak mümkün değildir” diyerek, Cumhuriyetin Atatürk’e özgü tavrını belirtmektedir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu aynı zamanda sorunun cevabını vermekte; “Cumhuriyet düşüncesinin doğuşunda Atatürk üzerinde Fransız Devriminin düşüncesinin etkisi olduğunu” söylemektedir .

 

Ali Fuat Cebesoy, “Sınıf Arkadaşım Atatürk” adlı eserinde, 1902 yılında, Atatürk’ün henüz Harp Akademisi’nin birinci sınıfında bulunduğu sırada, Osman Nizâmi Paşa ile, Osmanlı Devleti’nin geleceği üzerine yapmış olduğu bir konuşmayı anlatır. Nizâmi Paşa istibdat yönetiminin bir gün kaldırılacağına inandığı halde, onun yerine Batılı anlamda bir yönetimin kurulup ülkeyi kalkındıracağına inanmaktadır. Cebesoy’un Kuzguncuk’taki evinde geçen bu tartışmada, Atatürk’ün Nizâmi Paşa’ya direnişi şöyle olmuştur:

 

“Paşa hazretleri, Batılı anlamda yönetimler de zamanla gelişmişlerdir. Bu gün uyur gibi görünen memleketimizin çok kabiliyeti ve cevheri vardır. Fakat bir devrim oluşunda bugün işbaşında olanlar yerlerini korumaya kalkarlarsa, o vakit buyurduğunuzu kabul etmek gerekir”

 

Enver Ziya Karal’ın açıklamasına göre bu sözde geçen “Batılı anlamda yönetim” deyimini Atatürk’ün yeni bir devlet anlamında kullanmış olduğunu, Cebesoy’un kendisiyle görüşmesi sırasında açıklamıştı. Ayrıca Ali Fuat Cebesoy, yine adı geçen eserde, Atatürk’ün topçu stajı yapmak üzere, Şam’a gitmeden önce 1905 yılında arkadaş çevresiyle yaptığı bir toplantıda “Bu dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan önce bir Türk Devleti çıkarmaktır” dediğini de yazmaktadır.

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Atatürk’ün yaverliğini yapmış olan Şükrü Tezer, anılarında onun devlet rejimi değişikliği üzerine Levazımat-ı Umumiye Reisi Topal İsmail Hakkı Paşa ile yapmış olduğu bir görüşmeden söz etmektedir. Şükrü Tezer’e göre, görüşme bir törenden sonra İsmail Hakkı Paşa’nın isteği üzerine olmuştur. Hakkı Paşa, görüşme sırasında önce genel durumu söz konusu etmiş, ve söz arasında saltanatın kaldırılmasına konuyu getirerek yönetim biçiminin cumhuriyet olacağını söylemiş, yönetimin başına gelecek kimse için de sen, ben ve örneğin Enver, demiştir. Atatürk bunun üzerine, yurdun içinde bulunduğu koşulların, cumhuriyet kurulmasına elverişli olmadığını belirtmiş, ancak günün birinde bunun kesinlikle gerçekleşeceğine Hakkı Paşa’nın inanmasını istemiştir.

 

Enver Paşa’nın yakın arkadaşı Topal İsmail Hakkı Paşa’yı Atatürk’le cumhuriyet kurulması konusunu konuşturması, olsa olsa devrimci tanıdığı Atatürk’ün ağzını aramak gibi bir girişime bağlanabilir. Enver Ziya Karal bu görüşmede asıl dikkati çeken noktanın, Atatürk’ün günün birinde saltanatın kaldırılacağı ve cumhuriyetin kurulacağı ile ilgili düşüncesini açıklaması olduğunu belirtmektedir

 

Mondros Andlaşması’nın imzalanmasından sonra İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin ile yaptığı görüşmeyi ve padişahın sorularına verdiği cevaplardan sonra, düşüncesini şöyle açıklamıştır:

 

“O gün anladım ki padişahlar, milletlerinin kaderini değil, ancak şahıslarının huzurunu düşünürler. O gün, Türkiye’yi ancak cumhuriyetin kurtaracağına tamamıyla iman ettim”

 

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’dan Sadarete (Başbakanlık) gönderdiği 22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, “Millet, millî hakimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunun için çalışacaktır” demekle milli iradeye dayanarak milletin kaderini çizmekteydi. Samsun’dan sonra Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyen Atatürk, vilayetlere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği meşhur Amasya Genelgesi’nde Türk yurdunun ve istiklâlinin kurtarılması yolundaki parolayı bildirmiştir: “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

 

Erzurum Kongresi de önemli olaylara sahne olmuştur. Atatürk, Erzurum Kongresi’nin toplanmasından önce, arkadaşı Mazhar Müfit Kansu’nun, ileride Türkiye’de kurulmasını düşündüğü hükümet biçiminin ne olacağı sorusuna şu cevabı vermiştir:

 

“Açıkça söyleyeyim, hükümet biçimi zamanı gelince cumhuriyet olacaktır.” Atatürk, “zamanı gelince” cumhuriyetin kurulması yanında yapılacak başka işlerden de söz etmiştir. Bunlar arasında hanedan ve halifelik sorununun çözümlenmesi, kıyafet devrimi, latin harflerinin kabul edileceği de vardır.

 

Atatürk, başkanlığını yaptığı Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlarla Osmanlı hükümetinin yetkilerini Anadolu’ya aktarmaya çalışmıştır. Sivas Kongresinde, Anadolu ve Rumeli’deki birbirinden dağınık ve bağımsız çalışan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birleştirilmiştir. Kongrece seçilen Heyet-i Temsiliye, vatanın bütününü temsil etmek amacıyla geniş yetki ile donatılmış, milletçe mukavemet ve müdafaa kararı alınmış, geçici bir hükümet kurularak idarenin millet adına ele alınacağı karar altına alınmış ve Misak-ı Millî’nin esasları kabul olunmuştur.

 

Sivas Kongresi adına hareket eden Atatürk’ün, ilk kudret denemesi kongreyi dağıtmak için tertiplere girişen Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya karşı oldu. Anadolu’nun İstanbul ile her çeşit haberleşmesini keserek onu çekilmeye zorladı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulması ile de yeni bir Türk Devleti kurularak Osmanlı Devleti bir gölge devlet durumuna getirildi. TBMM hükümetinin kurulması ile Atatürk’ün “Yeni Bir Türk Devleti” kurulması konusundaki ülküsü de gerçekleşmiş bulunuyordu. Ne var ki, bunun “Cumhuriyet” adını alması ve cumhuriyetçi biçiminde tam anlamıyla işlemesi zamanı henüz gelmemişti.

 

Yeni kurulan meclis, milletin tek temsilcisi sıfatıyla kuvvetler birliğini benimsemişti. Kabul edilen önerge ile, Meclis sadece yasama yetkisini değil yürütme yetkisini de benimsemişti. O dönemin zorlukları gereği bir meclis hükümeti kurulmuştu. Meclis Başkanı aynı zamanda Devlet Başkanlığı görevini de yerine getirmekte idi. TBMM’yi yasama ve yürütme yetkisinde herhangi bir kayıt ve sınırlamaya tâbi olmadan kullanıyordu. Mustafa Kemal Paşa’ya göre “böyle bir hükümet, hâkimiyet-i millîye esasına müstenid halk hükümetidir. Cumhuriyettir”.

 

Atatürk’ün cumhuriyet ile ilgili sözleri, bir bakıma Türkiye’deki Cumhuriyetçiliğin temel belirleyici kaynağını ve çerçevesini oluşturmaktadır.

 

Atatürk’ün, cumhuriyeti devletin siyasî rejimi olarak seçmesinin ilk sebebi, çok uzun süreden beri cumhuriyetin özlemini duymuş olmasındandır. Atatürk gençlik yıllarında, Türkiye’yi modern devlet ve modern toplum olarak gerçekleştirecek tek siyasî rejimin cumhuriyet olduğu inancındadır.

 

Cumhuriyet, Atatürk’ün ve Türk milletinin karakterine uygundur. Cumhuriyet, hürriyet rejimidir, hürriyetlerin en iyi korunduğu ve savunulduğu bir siyasî düzeni ifade eder.

 

Atatürk, “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan istiklal aşkı ile yaratılmış bir adamım. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir” demekle, cumhuriyetin iki temel dayanağını dile getirmiştir. Atatürk’ün değerlendirdiği özgürlük ve bağımsızlık için en uygun ortam cumhuriyettir.

 

Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir”. Cumhuriyetin baş özelliği, millet egemenliğine dayanması, demokrasiyi sistem olarak benimsemesidir. Her demokratik rejim cumhuriyet olmamakla beraber, demokrasinin en gelişmiş şekli, en ileri hüviyeti ile görünümü cumhuriyetle sağlanır. Ona göre “Demokrasi prensibinin en asrî ve mantıkî tatbikini temin eden hükümet şekli cumhuriyettir”

 

Cumhuriyet, millet egemenliğini belirleyen ve millet egemenliği ile bağdaşabilen tek rejimdir. Türk Milleti için bundan daha güvenli, daha doğru bir yol olamaz. Atatürk, egemenliğin millete ait olduğu görüşünü işlemekle ve bu görüşü yeni Türk devletinin temel taşı yapmakla milli devletin devlet ve hükümet şeklinin de cumhuriyet olacağını ortaya atıyordu.

 

Atatürk’e göre, “Halk hükümeti, hâkimiyeti tamamen halka veren ve halk için çalışan bir hükümettir”. Bu, demokrasiden başka bir şey değildir. Halk hükümeti halkın saadeti ve refahı için çalışan ve egemenliği kayıtsız şartsız millete veren hükümettir. Bu hükümet düzeni daha sonra Cumhuriyete yönelmiştir

 

Atatürk’e göre cumhuriyet, “milletin yüksek siyasî ve iktisadî müessesesidir. Asrî bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, yaşamın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir”

 

Atatürk, 14 Ekim 1925’te İzmir’de yaptığı konuşmasında, cumhuriyetin milletin kendi istek ve arzusu ile oluştuğunu belirtmiş ve cumhuriyetin ilanı ile hükümet ile millet arasında ayrılık kalmadığını dile getirmiştir. “Artık hükümet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet mensupları kendilerinin milletten gayri olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu anlamışlardır”.

 

Cumhuriyet bir anlamda devleti, devlet iktidarını ifade etmektedir. Atatürk, 1 Kasım 1929’da TBMM’nin açılış konuşmasında cumhuriyeti devlet gücü olarak görmektedir. “Cumhuriyetin dahilî siyaseti vatandaşın yaşayışını hiçbir nüfus ve tasallutun (saldırma) tesirine bırakmaksızın temin etmektir. Bu siyaset, dikkatle takip olunmaktadır. Bu hususta Cumhuriyet jandarma ve zabıtasının hizmet ve fedakârlığı yüksek takdirinize layıktır”

 

Cumhuriyet, devlet şekli, biçimi olduğu kadar uygulanan siyasî rejimin adıdır. Aynı zamanda Türk İnkılâbını da ifade eder. En ileri ve en gelişmiş devlet şeklidir.

 

 

 

 

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı